reklam
31 Temmuz 2021 Cumartesi
Anasayfa > TARİH > Takvim yapraklarından hayat hakikatleri

Takvim yapraklarından hayat hakikatleri

19.03.2012 22:44 12 14 16 18 yazdır
Bizim tarihimiz bir ummana benzer. İçerisinde yüzenlerde vardır, batanlarda. Hani her zaman deriz ya. Destan yapmaktan yazmaya vakit bulamayan bir neslin çocuklarıyız biz. Varsın öyle olsun. Destan yapanların da elbet, yazanları çıkacaktır. Bizim destanla
Takvim yapraklarından hayat hakikatleri
Bizim tarihimiz bir ummana benzer. İçerisinde yüzenlerde vardır, batanlarda. Hani her zaman deriz ya. Destan yapmaktan yazmaya vakit bulamayan bir neslin çocuklarıyız biz. Varsın öyle olsun. Destan yapanların da elbet, yazanları çıkacaktır. Bizim destanlarımızı yazanlarda vardır. Gönül arzu eder ki bizim yaptığımız destanları da yine biz yazalım.

Bu şanlı milletin çocukları ancak tarihlerini okuyup öğrendikçe yarınlara daha bir güvenle bakabilecek, önündeki engelleri görüp kaldırmaya çalışacaktır.

Biz biliyoruz ki damla bilinmezse göller, dereler bilinmezse nehirler anlaşılamaz. Bunlar bilinmeden ummanla karşılaşanlar elbette boğulmaya daha yakın olanlardır. Bu anlamda tarihimizde yer alan şeref levhalarını o ummandan birer katre gibi görüyor, her birini tarihin gerdanına dizilmiş inci gibi kabul ediyorum. Bizi Ummanlara taşıyacak olanın bu katreler olduğuna inandık. Belki de çoğumuzda Tarih sevgisi böyle oluştu. Belki de bundandır ben bu anlamda kaleme alınmış az ve öz tarihi hakikatleri önemsiyorum.

Hatırlarsanız takvim yapraklarının arkasında yer alan bu hakikatleri her gün okurduk. Takvim yaprakları görevini yaptıktan sonra belki aynı gün belki de birkaç gün sonra kaybolup gitti. Şüphesiz onlar da kitaplardan alınmış olsalar bile yeniden kitaplaştırılmaya ihtiyacı vardı. Bu bakımdan hem bir hatırayı canlandırma hem de o yapraklarda yer alan tarihi hakikatleri derleme adına bu kitabın ciddi bir görevi yerine getireceği kanaatindeyim.

Tarih bilgisi insanlar için gemilere deniz feneri, kaptanlara pusula ne ise onun gibidir. Bu bilgi ve ışıktan mahrum kalanların koca okyanuslarda ilerlemesine imkân yoktur. Eğer zaman zaman kıyıya vuran gemi parçaları görürseniz bu bilgisizlikten kaynaklandığına emin olunuz. 

Kendi tarihlerini bilmeyenler, başkalarının tarihini yaşamak zorundadırlar. Bizim binlerce yıl millet olarak yeryüzünde yaşamamızı sağlayan yegâne değerlerimizden birisi de zengin bir tarihi birikime sahip oluşumuzdur. Bu birikim atalarımızın bize bıraktığı en değerli miraslardandır. Bu mirastan istifade etmenin yanı sıra istifade edilmesi için de çaba harcamak duyarlı insanların asli görevlerinden birisidir.

                             (Ahmet SEVEN)

 

450 Yıllık Çevre Nizamnamesi

 

Çevremizin gitgide yaşanmaz hale gelip bunun ekolojik felakete yol açan neticelerinin her gün biraz daha fazla ortaya çıkmasıyla birlikte çevreyle ilgili haftalar tertip edip, hukuki düzenlemelerin gündeme yeni yeni gelmesine karşılık, Osmanlı Devleti'nin bundan tam dört buçuk asır önce, meselenin ehemmiyetini idrak ederek Çevre Temizliği Nizamnamesi " hazırlayıp uygulamaya koyarak problemi çözmüştür.

 

Anadolu' da Medeniyet Vesikası

 

Lozan görüşmeleri sırasında İngiliz Başvekili Lloyd George'nin: Türklerin, şimdi hak istedikleri Anadolu'da nesi var? Orada medeniyet vesikası olarak ne kalmışsa Yunan'ın, Roma'nın, Bizans'ındır Türklerin Anadolu 'daki evleri sazdan ve kerpiçten harabelerden ibarettir. Şimdi böyle bir âlemi veya onun güzel parçalarını Türklere nasıl bırakırsınız?" demesi üzerine henüz aklını ve vicdanını yitirmemiş bir batılı düşünür olan Eugene Pitard ın Cenevre'nin ünlü bir gazetesinde Lloyd George'a cevap olarak:

Efendiler, Konya'daki İnce Minare'nin kapısı ile İstanbul'daki muhteşem Süleymaniye'nin kubbelerini yapan millete karşı böyle söylenemez. Haddinizi biliniz..." diye harika bir cevap vermiştir.

 

Arnavut Yemini

 

Osmanlı'dan itibaren asırlardır topraklarımız içinde kalmış olan Balkanlar ve Rumeli'nde yaşayan kendi soydaşlarımıza dini milli kültürümüz adına gözle görülür bir yardım eli uzatmamamıza rağmen "Muhteşem Osmanlı!" düşüncesi gönüllerden silinmemiştir.

Bugün Arnavutluk'ta "Türk" kelimesi onlar için doğruluk, dürüstlük, yiğitlik, efendilik ve hakbilirlik manalarına gelmektedir.

Hatta o kadar ki, bazı Arnavutların kendi aralarında bile yemin ederken: "Doğru söylemiyorsam Türk olmayayım!" diyerek birbirlerini inandırmaya çalıştıkları görülmektedir.

 

Alanlar Gelseydi

 

Bir sergide ünlü romancı, ressam arkadaşına: "Kutlarım sergi açılışına bakanlar gelmiş" Bunun üzerine Ressam: "Ne önemi var ki, bakanlar geleceğine, keşke biraz da alanlar gelseydi. " der.

 

Ata’ nın Cevap Veremediği Tek İnsan

Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan baş kaldırıp ne memleketi imar edebilmiş, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuz olduğu kadar düşmanlarımızın da suçudur. Çünkü başta Ruslar olmak üzere düşmanlarımız hep şöyle düşünürlerdi:
-Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler...
Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaşlar açarlar, Balkan milletlerini “İstiklal” diye kışkırtırlardı.
Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri Müslimler zenginleşirlerdi.
Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk’e verdiği kısa bir cevap ile çok güzel açıklamıştır.
Atatürk, Mersin’e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş:
-Bu köşk kimin?
-Kirkor’un...
—Ya şu koca bina?
-Yargo’nun...
—Ya şu?
-Salomon’un...
Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:
-Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz? Toplananların arkalarında bir köylünün sesi duyulur:
-Biz mi nerede idik? Biz Yemen’de, Tuna Boyları’nda, Balkanlar’da, Arnavutluk Dağlarında, Kafkaslarda, Çanakkale’de, Sakarya’da savaşıyorduk paşam...
Atatürk bu anısını naklederken:
-Hayatımda cevap veremediğim tek insan bu aksakallı ihtiyar olmuştur, der dururdu

Ben Çekilirim

 

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü
filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka
hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe
geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben
bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek
gayet sakin şu karşılığı verir:
Ben çekilirim!!

 

Bir öküz uğruna

Oğlunun okuması için çiftliğindeki bütün inekleri satan bir köylü, onun bir şey öğrenemediğini görünce:
- Ne bahtsız adammışım, diye söylenmiş. Bir öküz uğruna ne inekler feda ettim.

 

Bülbül

 

M. Akif yapmacıklı jest ve mimiklerle şiir okuyanlarda hoşlanmazdı. Bir gün böyle biri, Taceddin Dergâhında Akif'in bülbül şiirini okur. Bu okuyuşa canı sıkılan Akif, şöyle söylenir:
- Bu bülbül bizim Bülbül'e benziyordu ama adam ne kanadını bıraktı, ne kuyruğunu!

 

Batıda Karanlığın Saltanatı

 

19. Yüzyılda bile batıda karanlık fikirlerin hüküm sürdüğü ve Klönische Zetung (18 Mart 1819) gazetesi bir yorumunda, "Geceleri yolların sokak lambalarıyla aydınlanmasının teolojik sebeplerle ayıp bir şey olduğu, İlahi nizam ve karanlığı insanın bozamayacağı" düşüncelerini ileri sürmekteydi.

Bundan bin yıl önce (950 yılında) Endülüs'teki Kurtuba şehri arabalarla düzenli temizléniyor ve evlerin dış duvarlarına yerleştirilen lambalarla caddeler aydınlatılıyordu.

Benim saltanatım

 

Selçuk Sultanlarından biri, Mevlana’yı ziyaret ederek, saltanatları arasında ne fark olduğunu sorduğunda, o büyük zattan şu cevabı almış:

— Senin saltanatın, gözlerin açık kaldığı müddetçe bakidir. Benim saltanatım
ise, gözlerimi kapadığımda başlar.

 

Bir Savaşın Bedeli

 

1991 yılında meydana gelen Körfez Savaşı'nın bir günlük maliyeti ile 3 milyon çocuğun 2, 7 yıllık süt ihtiyacının karşılanabildiği...

Bu savaşın otuz günlük savaş gideri ile 50 milyon insanın 4 yıllık ekmek ihtiyacının giderilebildiği...

1 adet Stealth avcı uçağının bedeli ile 13 milyon kitap alınabildiği ve 1 adet Patroit füzesi ile 74 milyon adet fidan dikildiği hesaplanmıştır.

 

Bir Siyaset Dâhisinin Ölümü

 

Devrinin en buhranlı döneminde devraldığı Osmanlı Devleti'ni 33 yıl süreyle dâhice politikalar takip ederek yöneten Ulu Hakan Abdülhamid Han’ a kıblesi batıya ayarlı yerli aydınlarca birçok iftiralar atılıp batılı ağzıyla "kızıl sultan" denmesine karşılık dönemin İngiltere Hariciye Nazırı Sir Edvvard Grey Sultan Abdülhamid'in vefatını öğrendiği zaman:

 "Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama onun ölümü ile diplomasi mesleği artık şevkini kaybetti" demiştir.

 

Çanakkale içinde

 

İngiliz garson, Türk müşteriye: -“Çanakkale’de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz” deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış:

—Orada ne işiniz vardı?

Dost

 

"Söyler misiniz, kaç çeşit dost var?" şeklindeki soruya Şair Baki şu cevabı vermiş:
"Üç çeşit dost vardır:
Bir dost vardır; gıda gibidir. Sen onu her zaman ararsın.
Bir dost vardır; ilaç gibidir. Lazım olduğunda ararsın.
Bir dost daha vardır ki; hastalık gibidir. O seni seni arar."

 

Dünyanın yüzü

 

Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyrani'ye:
- Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? Diye şikâyette bulununca, söz eri Seyrani:
- Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyada da bakılacak surat kalmadı.

Derinlemesine

 

Batıl din ve ideolojileri, neden derinlemesine incelemek gerekmiyor? Diye sorduklarında, Mehmet Salah şu cevabı vermişti:
- Bir yemeğin bozuk olduğunu anlamak için, tamamını yemek icap etmez.

 

Fasulya Aşı Yemeye Razı Olmak

 

Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy hayatında hiç boyun eğmeyip, kimseye eyvallah etmemiştir.

Umumi seferberlik zamanında (1914) bir arkadaşı ile oturup fasulya aşı yerken nezaret erkânından biri çıkagelip ona, yazılarında fazla ileri gitmemesini nazikçe söylemesi üzerine Akif'in pürhiddet yerinden fırlayıp:

“Nazırına söyle, kendilerini düzeltsinler. Bu gidiş devam ettikçe bizi susturamazlar. Ben fasulye aşı yemeğe razı olduktan sonra kimseden korkmam!" diyerek pervasızca cevap veriyor.

 

İnka Medeniyeti

 

Batılı sömürgeci barbarların servet uğruna kökünü kuruttukları Güney Amerikalı kızılderili kavim İnkaların, gelişmiş bir tarım sistemleri vardı.

Gübrenin ehemmiyetini bilen İnkalar, Chinoha adasından sağladıkları gübreyi tarım bölgelerine adilane dağıtmakta ve gübresinden faydalanılan deniz kuşlarını öldürenleri de idama mahkûm etmekteydiler.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri