reklam
20 Ekim 2021 Çarşamba
Anasayfa > GÜNDEM > PROF. DR. MEHMET SAĞLAM'IN MÜCADELECİ HAYATI
PROF. DR. MEHMET SAĞLAM'IN MÜCADELECİ HAYATI

PROF. DR. MEHMET SAĞLAM'IN MÜCADELECİ HAYATI

20.08.2021 22:50 12 14 16 18 yazdır
Milletimizin geçirmekte olduğu sıkıntıların ana nedeni ve kaynağı eğitimde gençlerimize tarih ve milli şuuru yeterince veremediğimizdendir.

MİLLİ EĞİTİM ESKİ BAKANI PROF. DR. MEHMET SAĞLAM'IN MÜCADELECİ HAYATI

Yrd.Doç.Dr.Süleyman  Doğan*

  Eğitim,  yetişkin nesiller tarafından,  sosyal hayata henüz  hazır  olmayanlara  tatbik  edilen  bir  tesirdir.    Eğitimin gayesi;    insanı sosyal hayata    hazırlayarak,    sosyal    hayatın    sürekliliğini    sağlamaktır.  Her  insan,  yasal  kaideler  içerisinde  eğitilme  hakkına  sahiptir. 

 10  Aralık   1948'de   Paris'te  kabul edilen  "İnsan  Hakları  Evrensel  Beyannamesi'nin  26.  Maddesi  gereğince;  insanların  eğitim   hakkının  devletçe  sağlanan   vazgeçilmez  bir   kaide  olduğu   beyan  edilerek,   bu   madde   ülkelerin  anayasalarına  geçmiştir.  Türkiye'de  eğitim  hakkı,  son  olarak   1982  Anayasası'nın  42.  Maddesinde  yer  alır.

 Ülkemizde  Anayasadan  başka  1739  sayılı  Milli  Eğitim  Temel  Kanunun  7.  Maddesin  de   eğitim  hakkına  vurgu  yapılır.  Devlet,  vatandaşlara  eğitim  hakkının  verilmesinden  sorumludur. Çağımızda  modern  pedagoglar  eğitime  bir  "etkileme"   işi  olarak  değil,   "etkileşim"  olarak  bakmaktadırlar.  Zira  öğrenciler  sadece  "pasif"  birer  alacı  değil,  "aktif"  birer  katılımcı  olmalıdır.  Bir  öğretmen  için  öğrenciyi  sürekli  "dinleyici"  konuma  sokmak,  hem  çok  zor,  hem  de  öğrenme  isteğini   "öldürücü"  özelliğe  sahiptir.   Eğitim,  bağımsız  bir  ilim  olmaktan  ziyade  pedagoji   ve   psikolojiden  oluşan  bir  sentez  ilmidir. 

Günümüzde  modern  eğitim,  kişinin  bütün  yönleriyle  devamlı gelişmesini amaçlar. Eğitimde,   düşünce   tarihinde,   ekonomik   ve   teknolojik   gelişmelerdeki   başarılı   çalışmalar   devleti  güçlü  milleti  ise  mutlu  etmiştir.  Eğitim  ve  kültür  yapısına,  bilimsel  bilgilerle  destekleyen,  manevi  değer  yargılarla  sentez  yapan  milletler  kimlik  bunalımına  girmeden,  varlıklarını  nesilden  nesle devam ettirmişlerdir.

Milletimizin  geçirmekte  olduğu  sıkıntıların  ana  nedeni  ve  kaynağı  eğitimde  gençlerimize  tarih  ve  milli  şuuru  yeterince  veremediğimizdendir.  Kendine  inanmayan,  tarihi  görevini  idrak  edemeyen,  ecdadını  tanımayan  nesiller  yetişti.  Dün  Batı  irfanına  açılan  pencere  diyerek  takdim  edilen  Galatasaray  Lisesi  ve  Robert  Koleji  gibi  okulların  bizi  Batı  seviyesine  çıkarmadığım,  bu  anlayışın  bünyemize  uygun olmadığını  gördük.  Eğitim politikalarımız; Türkiye'nin  ihtiyaçları  göz  önüne alınarak,  çağın  gereklerine  uygun  şekilde  milli endişeler öne alınarak,  bilimsel  yaklaşımla,  uzmanlar heyeti vermelidir.

 Mehmet  Sağlam,  1938  yılında  Kahramanmaraş'ın  Göksun ilçesinde  doğdu.  Annesi  Habibe,  babası,   İbrahim'dir.   Ankara   Üniversitesi   Hukuk   Fakültesi,   ABD   Colombia   ve   New   York   Üniversitesi'de   Master   ve   Doktora   yaptı.   İngilizce,   Fransızca   bilen   Sağlam,   uzun   yıllar   üniversitelerde yönetim  ve organizasyon derslerini  okuttu. 

Hacettepe Üniversitesi  öğretim  üyeliği,  Kara  Harp  Okulu  öğretim  üyeliği,  Odalar  ve  Borsalar  Birliği  Genel  Sekreterliği  (1980-1984)  yaptı.  Gazi  Üniversitesi   Dekanı,  Samsun   19  Mayıs  Üniversitesi  Rektörlüğü,Yüksek  Öğrenim  Kredi  ve  Yurtlar  Kurumu  ve  YÖK  Başkanlığı  yaptı. 

20.'nci  Dönem  Kahramanmaraş  Milletvekili,  TBMM  Milli  Eğitim  Komisyonu Eski  Başkanı ve  Milli  Eğitim  Eski  Bakanı oldu.  Evli  ve 2 çocuk babasıdır,   (www.biyografi.net)   Sağlam,   halen   İstanbul'da   özel   Haliç   Üniversitesi   Mütevelli   Heyeti Üyesidir. Eski  bakan  Mehmet  Sağlam,  ilk  ve  ortaokulu  bitirdiği  Göksun'un  o  yıllarda  3  bin  nüfuslu  küçük  bir  ilçe  olduğunu,  gaz  lambası  ışığında  okuduklarını,  elektrik  ve  asfaltı  ortaokuldan  sonra  gördüğünü  belirtiyor. 

Birebir  görüşmemizde  eski  YÖK  ve  Milli  Eğitim  Bakanı  Prof.Dr.Mehmet  Sağlam  aile  ve  çocukluk  hayatıyla  ilgili  şu  bilgileri  verdi:

  "Müftü   oğlu   olan   babam,   babasını   altı   aylıkken   kaybetmiş.   Babam   sabah   ve   akşam   namazlarını  evimizin  karşısındaki  camide  kılardı.  Sabah  ve  akşam  camiden  gelince  bizleri  ayakta  isterdi.  Sabah  namazından  sonra  kahvaltımızı  akşam  namazından  sonra  yemeğimizi  verdik.  Yani  hayat  sabah  namazıyla  başlar,  akşam  namazıyla  sona  ererdi.  Biz  6  oğlan,  3  kız  olmak  üzere  9  kardeşiz.  Merhum  babam,  sabah  ve  akşam  namazları  sonunda  on  dakika  sesli  bizlere  Kur'an-ı  Kerim  okurdu.  Ölünceye  kadar  bu  geleneği  devam  ettirdi.  Babamın  inancı  ve  itikadı  sağlamdı. 

Babamın  9  yılı  savaşta  geçmiş.   İstiklal  ve  Çanakkale'de  savaşmış.  Askerlikte  alışkanlık  haline  gelen  o  ağır  palaskayı  hayatı  boyunca  çıkarmadı.   Eskiyince yenisini  alırdık.   Bize  savaşla  ilgili  anılarını  anlatırdı.  Yunan  ordusu  Uşak'dan  çekilirken  evleri  ateşe  vermiş  ve  çocuk  ve  kadınları  yaktığını  ve  kestiğini  anlatmıştı.  Annemin  babası  uzun  yıllar  istiklal  savaşında  mücadele  etmiş.  Çanakkale'de  şehit olmuş.  Annemin  babasının  ismini  bana vermişler."

1. Üniversite ve doktora tahsili Mehmet  Sağlam,  liseyi  Ankara  ve  Maraş  liselerinde  tamamladı.  Ankara  Üniversitesi  Hukuk  Fakültesini   bitirdi.   Üniversite   sonrası   hakimlik   ve   kaymakamlık   stajı   yaptı.   Trabzon'un   Of   ilçesine   kaymakam   vekili   olarak   atandı.   Ancak   kaymakamlık   uzun   sürmedi.   Milli   Eğitim   Bakanlığı   tarafından   açılan   sınavı   kazanarak,   master  ve   doktora  yapmak   için   ABD'ye   gitti.   Konuyla  ilgili  yaşadıklarını  Sayın  Sağlam'dan  dinleyelim:  "ABD Colombia  Üniversitesi,  New  York  Üniversitesi  Master  ve  yöntem  bilimlerinde  doktora  yaptım.  Orada 7 yıl  kaldım.  Dili  öğrendikten  sonra master ve doktorada zorluk çekmedim.  Hatta o yıllar  bizim   üniversitelerimizde   tahsil   yapmak  Amerika'dan  daha  zordu.  

Doktora  sonrasında  üniversite  ile  bir  yıllık  öğretim   üyeliği   sözleşmesi   imzaladım.   Bu  durumdan  uzun  yıllar  aynı  üniversitede  hocalık  yapmış  İzmirli  bir  Türk  profesörün  haberi  olmuş.  Bana  haber  göndermiş,  gelsin  görüşelim  diye.  Evine  gittim.   Bana  dedi  ki,  'Bende  senin  gibi  cazip  teklifle  burada  kaldım.  Kanadalı  bir  hanımla  evlendim.  Çocuğumuz  olmadı.  Bir  evim  bir  de  arabam  var.  Sakın  burada  kalmayın.  Ülkemize gidin  ve hizmet edin..."  Daha sonra dolabından  bir rakı çıkardı.  Hem  içti  hem  de  ağladı.  Düşündüm  25  sene  sonra  benim  olacağımda  buydu  ve  orada  istikbalimi  gördüm.  Bu  olay  bana  çok  dokundu.   Doktorayı  bitirdiğim  üniversiteden  kalmaktan  vazgeçtim. 

Türkiye'ye  hemen  dönüp  hizmet  etme  aşka  daha  da  kuvvet  kazandı.  Üniversite  ile  bir  yıllığına  yaptığım  sözleşmeden  vazgeçtim.  Üniversite  rektörü  bu duruma çok  üzüldü  ve nedeni  sordu.  Bende;  '25  yıl  sonra  bir  profesör  olarak  genç  bir  akademisyenin  yanında  ağlayan  biri  olmak  istemiyorum'  dedim  ve  yaşadığım  olayı  anlattım."

 Amerika  eğitim  sistemi  ile  Türk  eğitim  sistemini  karşılaştıran  eski  bakan  Mehmet  Sağlam  görüşmemizde  şu  noktaların altını  çizdi:  "Amerika  eğitim  sisteminde  hedef;  öğrenciyi  nasıl  olurda  geçiririz  amaçlanıyor.  Başarı  mukayesesi  yok.  Hüviyetinizi  gösterirseniz  notunuzu  öğrenirsiniz.  Her  insanın  kendine  göre  bir  kabiliyeti  vardır.  Biz  öğrencinin  hangi  kabiliyetini  ortaya  çıkararak  topluma  yarar sağlar  anlayışı  var,  Amerika'da.  Bu  konuda  rekabet  yok.  Türkiye'de  olduğu  gibi  ilk  ve  ortaöğretimde  birinci,   ikinci   gibi   öğrencileri   yarış   atı   gibi   kullanma  anlayışı   yok,  orada.  Dereceyle   bitirenler   sonradan   söylenir. 

 Hiçbir   öğrenci   diğerinin   notunu   bilmez.   Öğrenciler   hocalarıyla alabildiğine  ders esnasında  rahatça  tartışılırlar."  2. Rektörlükten  YÖK  başkanlığına  Profesör   Mehmet   Sağlam,   ABD'den   dönüşte    1972   yılında   Hacettepe   Üniversitesi'nde   öğretim   üyesi   olarak   çalışmaya   başlar.    1977   yılında   profesör   olur.  

Öğrencileri   aktif   derse   katılmaya  ve  tartışma  kültürünü  yaygınlaştırma  gayreti  içine  girer  ve  bunda  da  başarılı  olur  ve  kamuoyunun  ilgisini  çeker.  1980-84  yılları  arasında  üniversiteden  izinli  olarak  Türkiye  Odalar  ve  Borsalar   Birliği   Genel   Sekreteri   olarak   çalışır.   Amerika'dan   yeni   bilgi   ve   metotlarla  dönen  Sağlam,  teorik  bilgilerini  uygulamaya  koyma  imkanı  bulur.  Kara Harp Okulunda 5  yıl  yönetim  ve  organizasyon   üzerine   ders   okutur.    Akademik   basamakları    hızla   adımlayan   Sağlam,   Gazi   Üniversitesinde  dekanlık  ve  ardından  1985  yılında  Samsun  19  Mayıs  Üniversitesi  Rektörlüğüne  atanır.  Mehmet  Sağlam  burada da  işe  hızla başlar.  O  dönemi  eski  Rektör Prof.Dr.Mehmet  Sağlam  ile  yaptığım  mülakata  kulak  verelim:

 "1985  yılında  Samsun  19  Mayıs  Üniversitesi  Rektörü  olarak  atandım. 

  Samsun'a   gittiğimde   üniversitenin   birçok   fakültesinin   inşaatı   vardı.   Sabah   sekizde   inşaatın   basındaydım.   İşçiler   benim   geldiğim   görür   ve   işlerini   daha   bir   ciddiyete   alırlardı.   Samsun'da  Rektör  olarak  7  yıl  hizmet  verdim.  Muhaliflerim  bile  beni  taktir  etti.  Hem  kampus  inşaatını  bitirdim  hem  de  öğretim  üyesi  kadrosunu attırdım.  Başarılı oldum  ki  56  üniversite  içinde  YÖK   başkanı    olarak    seçildim.    Benden   önce   başkan   olan    İhsan    Doğramacı    beni    neden    cumhurbaşkanına  tavsiye  ettiğini  şu  cümleyle  izah  etmişti;  '7  yıllık  rektörlüğün  zarfından  bana  bir  telefon  ederek  bir  istekte  bulunmadın.  Kendi  işini  kendin  hallettin.  Seni  çok  başarılı  bulduğumdan  dolayı  tavsiye ettim...'  dedi. 

Rektör  atanmasının  en  önemli  sebeplerinden  biride  merhum  Cumhurbaşkanı  Turgut  Özal'ın  etkisinin    büyük    olduğunu    belirten    eski    Bakan    Sağlam,    "Özal,    beni    Odalar    ve    Borsalar    Birliği'nden   tanır   ve   severdi.   Rektör   olmadan   önce   beni   arayarak;   'Seni   başarılı   buluyoruz,   bugüne  kadar  benden  hiçbir  şey  istemedin.  Seni  Rektör olarak atayacağım  hayırlı  olsun'  dedi."  

3. YÖK başkanlığı ve siyasete atılan adım 

YÖK  bugüne  kadar  4  başkan  gördü.  

 1982  yılından   1991  yılına  kadar  9  yıl  İhsan  Doğramacı,  1991'den  1995  yılına  kadar  Mehmet  Sağlan  ve  1995'ten,  6  Aralık  2003'e  kadar  Kemal  Gürüz.    6    Aralık  2003'ten  beri  de  Erdoğan Teziç  görev  yapıyor.  1992  yılında  YÖK  başkanlığına  atanan  Prof.Dr.Sağlam  Sağlam,  kurulun  yetkileriyle  yaptığı  ilk  görüşmede  şu  talimatı  verecektir:  "Rektörlere  olumlu  verdiğiniz  cevap  için  bana  gelmeyin.  Olumsuz   verdiğiniz   her   cevabı    ben    göreceğim"   der.   

Burada   ki   maksat   rektörlerin   işlerini   halletmek  ve  üniversite  eğitim  ve  öğretimin  sağlıklı  bir  şekilde  devam  ettirmektir.  Hatta  bu  karara  kızan   ve   bozulanlar   olur.   Ancak   başkan   Sağlam   aldırış   etmez.    Başkan   Sağlam'ın   dönemi   üniversitelerin  adeta  mantar   gibi  yeni   üniversitelerin  açıldığı   yıllardır.   Ancak   profesör  Sağlam  bizim  mantar  gibi  bitti  tabirini  kabul  etmiyor,  'Bir  ülkede  eğitim  ve  öğretime  aşarı  şekilde  talep  varsa    devlet    bunu    karşılamakla   yükümlüdür'    diyor.  

 Eski    YÖK    başkanı    Prof.Dr.Mehmet    Sağlam'dan  o  günleri  şöyle anlattı:

"Üniversite  kurmak  siyasi  iradenin  işidir.  Üniversite  için  temel  alt  yapıyı  hazır  hale  getirip  de  açayım  derseniz  hiçbir  şey  yapamazsınız.  Üniversitelere  talep  olduğu  halde  bu  arzı  karşılamak  yerine   kurulan   üniversitelerin  yanlışlığından  bahsedemezsiniz.   Halkının   yüzde   30'u   üniversite   eğitiminden   geçmemiş   ülkeler   gelişmiş   ülkeler   değildir.   Türkiye'de   yüzde   11-12'si   üniversite   eğitimden   geçiyor.   Üniversitelerin   en   önemli   meselesi   öğretim   üyesi   meselesidir.   Üniversite   kapasitesini   artırmak   zorundayız.  

Bugün   Türkiye'de   açık   öğretim   fakültelerini   de   sayarsanız   toplam  nüfusun  yüzde  26'sı  üniversite  eğitiminden  geçiyor.  Siyasi  idare  üniversitelerin  açılmasını  temin  eder.  Alt  yapı  kolay  halledilir.   Önemli  olan  üniversiteler  için  öğretim  üyesi   kadrosunun   oluşmasıdır.   1992  yılında  24  yeni  üniversite  kuruldu.  Üniversite  kapasitesi   bir  anda  yüzde  yüz  arttı.  3  ay  boyunca  dönemin  başbakanı  Sayın  Demirel'in  peşinde  dolaşarak  yurtdışına  her  yıl  bin  öğrenci  gönderme  projesini  onaylattım. 

Bu   100  milyon  dolarlık  bir  projeydi.   1993  yılında  1200  öğrenciyi  master  ve  doktora  için  başta  batı  ülkeleri  olmak  üzere  yurtdışına  gönderdim.  Yine  1994-95  yılında  da  yurtdışına  öğrenci   gönderdim.  Yeni   kurulan  24  üniversiteden   sınav  yoluyla  3500  öğrenciyi  yurtdışına  gönderdim.  Bu  proje  5-7  yıl  sürecek  bir  plandı.  Ben  de  sonra  gelen  Kemal  Gürüz  bu  projeyi  iptal  etti.  Gönderdiklerimin  bir  kısmını  da  ideolojik  sebepler  ileri  sürerek  geri  çağırdı.  Benim dönemimde  başörtüsü  sorunu yoktu.  Biz bunu  halletmiştik.  İmam-Hatip  liselerinin  orta  kısmını  kaldıracağız  diye  yaklaşık  2  milyon  sanat  ve  teknik  okulu  öğrencilerine  zarar  verildi.  Buralara  giden  öğrenci  sayısında  ciddi  azalma  oldu.  

Gürüz  gelince  bizim  projelerin  hepsi  sekteye  uğradı.   Gürüz  YÖK'ü   20  yıl   geriye   götürdü.  

Gerilim  ve  kavga  politikası   takip  ettim.   Hiçbir   hükümetle  analaşamadı.  Sürekli  problem  çıkardı.  Kemal  Gürüz'ün  tutumunun  YÖK'ü  daha  çok  tartışılır  hale  getirdi.   YÖK  siyaset  yapar  hale  geldi.   Hükümeti  hedef  alan  açıklamalar  kurumu  yıprattı.   YÖK,  artık   üniversiteleri   taşıyamıyor.   Üniversitelere  ellerinden   alınan  yetkilerini   geri  vermek  lazım.  Hatta  Sayın  Demirel'in  Gürüz'ü  ikinci  defa  YÖK  Başkanı  olarak  atamasını  5+5  formülü  gereği  ikinci  defa  cumhurbaşkanı  olmasına  engel  oldu." 

4.Anarşi ortamından eğitim  ve öğretime 

1991-95   yılları   arasında  Yükseköğretim  Kurulu  başkanlığını   yapan  Sağlam,   YÖK'ten  önce  üniversitelerin   bir  anarşi   batağının   içinde  olduğunu   belirterek,   1982'den   itibaren   'en  azından'  üniversitede  öğretimin  sürekliliğinin  sağlandığını  vurguladı.  YÖK'ün  'o  zamanın   şartları  içinde  üniversitelerdeki  düzensizliği,  derslere  ara  vermeyi,  eğitimdeki  aksaklıkları  bir  düzene  soktuğunu,  ama   ister   istemez   otoriter   ve   merkezi   çalışmalarıyla   eleştiri   aldığını   anlatan   Sağlam,   "Bu   eleştirileri  dikkate  almak  suretiyle  kuruluşundan,  1995'te  yeni  YÖK  Başkanı'nm  atanmasına  kadar  muhtelif     zamanlarda     YÖK     Kanunu'nda     değişiklikler     yapıldı.     

Kanun     ve     yönetmelik     değişikliklerinde  yetkilerin  üniversitelere  verilmesi,  merkezi  otoriteden  yerel  yönetime  geçilmesi  amaçlandı.    1995'ten   sonra   yeni   YÖK   Başkanı   bu   eğilimi   yönetmelikleri   değiştirerek,   tekrar   merkezi  otoriteye  doğru  kaydırdı.  İhsan  Doğramacı  ve  benim  dönemindeki  müspet  gelişmelerin,  Gürüz'ün  baskıcı  ve otoriter tutumundan  dolayı  gölgede kaldı"  dedi.  Mehmet   Sağlam,   YÖK   Başkanlığı   döneminde   öğretim   üyesinin   serbest   konuşması   için   çalıştığını  ancak  kendisinden  sonra  yönetime  gelenlerin  yeniden  merkeziyetçi   bir  zihniyet  içine  girdikleri  kaydediyor;  "Bir  öğretim  üyesi  yaptığı  araştırmalarla  elde  ettiği  bilgileri  ve  bu  bilgiler  ışığındaki    düşüncelerini    hiçbir    korku    altında    kalmaksızın,    disiplin    soruşturması    ihtimalini    hissetmeden    yayımlayabilmelidir.   

Bütün    dünyada    bunun     sınırı     ülkenin     milli     birlik    ve    bütünlüğünün   korunmasıdır.   Bunun   dışında  hiç   kimseden   korkmadan   bunu   yapabilmeli.   Bu   bilimsel  çalışma  anlamında yüzde 70'e  yakın  sağlanmıştır.  Fikrî  karşı  çıkış  var.  Makaleler,  yazılar  var.  Bir  çok  üniversite  hocası  bir  çok  konuda  fikir  öne  sürmüştür,  memleketin  aksayan  yönlerini  eleştirmiştir." (Osman  İridağ,  Aksiyon Dergisi 25 Nisan 2004). 5.Prof.Dr.Sağlam'ın YÖK'e yaptığı katkılar Prof.Dr.İhsan  Doğramacı'dan  sonra  YÖK  başkanlık  koltuğuna  oturan  Sağlam,  kuruma  daha  demokratik  bir  yapıya  oturduğunu  ve  en  önemli  projesinin  üniversitelerin  öğretim  üyesi  açığını  karşılamak   için   yurt   dışına   öğrenci   gönderdiğini   belirti.   YÖK   başkanı   Sağlam   döneminde   kurumda  yapılan  hizmet  ve  yenilikler:  1-Yeni   açılan   üniversitelerin   öğretim   üyesini   karşılamak   için   sınav   ile   her   üniversiteden   master   ve   doktora   tahsili   için   batı   ülkelerine   araştırma   görevlisi   gönderildi.    Bu   araştırma   görevlileri  gitmeden  üniversitelerde  kadroları  verildi.  Döndüklerinde  aynı  üniversitelerde  görev  yapacaklardı.   5-7   için   hazırlanan   bu   projeye   10   bin   üniversite   akademik   personeli   özellikle   gelişmiş  batı  ülkelerinde  yetişecekti.  YÖK  başkanlığından  ayrılmasıyla  10  bin  rakamının  sadece  üçte  biri   3500  öğrenci  gelişmiş  ülkelere  master  ve  doktora  için   göndermeyi   başardı.   Bunların   büyük  bölümü  master ve doktora  tahsilinden  sonra  üniversitelerine döndüler.

2-Yeni   açılan   üniversite   kampus   inşaatlarınin   hızla   tamamlanması   için   önemli   miktarda   kaynak   aktardı.   Dünya   Bankasından   kredi   kullandı.   Cumhurbaşkanı   ve   hükümetle   uyumlu   çalışarak   üniversitelere   hizmetin   hızla   gitmesini   sağladı.   Özellikle yeni   açılan   üniversitelerin   laboratuar  başta  olmak  üzere  araç  ve  gereç  eksikliği  ve  teknolojik  alt  yapının  oluşturulması  için  hükümetten  üniversitelere  kaynak  aktarmayı  başardı. 

3-YÖK'te  6  dalda  bilim  komiteleri  oluşturdu.  

Sağık,  fen  ve  sosyal  gibi  konularda  oluşturulan  komitelerden  başka,  'Sosyal  Strateji  Etütleri'  adı  altında  bir  üst  komite  oluşturarak  bunun  başına  dünyaca  tanışmış  bilim  adımı  Prof.Dr.Oktay  Sinanoğlu'nu  getirdi.  Bu  komiteler  üniversitelerin  bilimsel   alanda  dünya   ile  entegrasyonunun   sağlanması   için  de   büyük  rol   oynayacaktı.   Ancak   sonradan  gelen  YÖK  Başkanı  Kemal  Gürüz  bu  komiteleri  dağıttı. 

4-Yabancı  dil   ile  eğitim   yapan   üniversitelere  son  vermeyi   planladı.  

Bilimsel  alt  yapısını  oluşturdu.  Bu  konuda  Boğaziçi  ve  OTDÜ  rektörlerinden  gerekli  desteği  aldı.  Ancak  bu  konu  kamuoyunda  ve  Cumhurbaşkanı  Demirel  tarafından  olumlu  görülmeyince  proje  gerçekleşmedi.  Sağlam, Özal  Cumhurbaşkanı olsaydı  bu  projeyi  hayata geçirebileceklerini  belirtti. 

5-Üniversitelere   inisiyatifi   vererek   ademi   merkeziyetçi    bir   yapının   oluşmasına   katkıda   bulundu.   YÖK   kurulu   ve  çalışan   yöneticilere;   üniversiteler  tarafından   gelen   tekliflere     evet     dendiğinde    kendisinin    görmesinin    gerekmediğini,    hayır   dediklerinde    mutlaka    kendisinin    durumdan  ivedi  olarak  haberdar edilmesi  gerektiği  talimatı verdi.  Bu  durumdan  rahatsız olan  bazı  yöneticiler istifa etti.  Kurumda uyumlu  çalışacak  bazı yerlere yeni  kadroyu atadı. 6.Milli eğitim eski bakanı Mehmet Sağlam Demirel   tarafından   1973   ve   1991   yılında   siyasete   girme   teklifini   geri   çeviren   Sağlam,   özellikle  memleketi  olan  Kahramanmaraş'a daha  çok  hizmet etmek  gayesiyle  siyasete  adım  atar. 

YÖK  Başkanı  Prof.Dr.Mehmet  Sağlam,  dönemin   DYP  lideri  Tansu  Çiller'in  ısrarlı  teklifleri  üzerine,  siyasete  girer.  İKasım  1995  yılı  itibariyle  siyasete  atılan  Sağlam,  1996-97  yılında  Milli  Eğitim  Bakanı  olarak  54  hükümette  görev  yaptı.  Kabinede  önce  Milli  Savunma  Bakanı  olarak  adının  geçtiğini  dönemin  koalisyon  ortağı  Refah  Partisi'nin  kendisini  Milli  Eğitim  Bakanı  olarak  istediğinden  akşam  yedi  haberlerinde  Milli  Eğitim  Bakanı  olarak  açıklandığını  tatlı  bir  anı  olarak  hatırlar. Bakan  Sağlam  Milli  Eğitim  Bakanlığında  işe  hızla  koyulur.  Ne  de  olsa  kendi  işi  ve  alanıdır. 

Gerisini  Mehmet Bey'den dinleyelim: "Bakan  koltuğuna oturur oturmaz  kafamda  var  olan  projeleri  uygulamak'için  kolları  sıvadım.  İlkönce  düşündüğüm  proje;  aşamalı  olarak  ÖSS  sınavını  kaldırarak  öğrencinin  lisede  gösterdiği  Performansa  göre  üniversiteye  yerleştirmekti.  Lise  birden  ikiye  geçerken  gerekli  dallara  ayırmak  ve   kabiliyetine   göre   okulundaki   öğretmenlerin   verdiği   puana   göre   öğrenciyi   üniversiteye   yerleştirmeyi  planladım.  Bunun  uygulamasını  bile  yaptırttım. 

Böylece  hem  öğrenci  yarış  atı  gibi  koşmaktan,  hem  de  veliler  dersanelere  para  ödemekten  kurtulacaktı.   Liseleri  iki  kategoride  ele  alacaktık.  Genel  liseler    ve  teknik  ve  meslek  okulları.  Ülkemizde  ortaöğretim  de  öğrencilere  kaldıramayacakları  kadar  yük  yükleniyor."  28  Şubat  sürecinin  yaşandığı  bir  dönemde  Milli  Eğitim  Bakanlığını  görevini  yürüten  eski  bakan  Sağlam  o  günleri  şöyle  anlatıyor;  "28  Şubat  süreci  bir  bahtsız  dönemdi.  Özellikle  milli  eğitimde  her yaptığınız  şüpheyle  karşılanıyordu.  Buna  rağmen  koalisyonla  uyumlu  şekilde  büyük  hizmetler yaptık. Bir kere ana okullarını yaygınlaştırdık.  Benim  geldiğimde ana okulu oranı yüzde 6  iken,  biz  bunu  yüzde 9'a yükselttik.  Dünyada eğitimde en  fazla  genç  nüfusa  yatırım  yapılır.  En  genç  nüfus  ise  ana  okuludur.  Çünkü  çocuğun  kabiliyetinin  şekillenmesi  bu  yaşta  olur.  Yatay  ve  dikey   geçişlerin   tamamen   önünü   açtık.   Yatay   ve   dikey   geçişlerin   önünü   kapatmak   eğitim   felsefesine   aykırıdır.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri