Haftanın Röportaj Konuğu: Şair-Yazar Fatma Zehra Altuntaş

Başarılı yazar Fatma Zehra Altuntaş ile edebiyat geçmişini, amaçlarını, toplumun engellilere bakışını, kitabı ve insanı konuştuk. Keyifle okuyacağınızı umuyorum.

Fatma Zehra Altuntaş “Sesimi duyan var mı?” isimli eseriyle sesleniyor bizlere. 17 Ağustos 1999’da yaşanan körfez depremi sonrasında değişen yaşamını aktarmış okurlarına ve kendisi gibi yaşamı değişenlerin sesi olmaya çalışmış. Başarılı yazar ile edebiyat geçmişini, amaçlarını, toplumun engellilere bakışını, kitabı ve insanı konuştuk. Keyifle okuyacağınızı umuyorum.

“ASLINDA BİZ DE BİRBİRİMİZİN İMTİHANIYIZ. HEPİMİZ BU YOLDAN, BU DÜNYADAN GEÇİYORUZ. ALLAH'IM HER ŞEYİN HAYIRLISINI VERSİN VE İYİ İNSANLAR ÇIKARSIN KARŞIMIZA. VE YİNE SÖYLEMEK İSTİYORUM BU HAYATTA UMUTLARINDAN VE HAYALLERİNDEN VAZGEÇMESİNLER. HER İNSANIN BİR HİKÂYESİ VAR VE HİKÂYENİN KAHRAMANI KENDİSİDİR.”

 

-Fatma Zehra Hanım röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Okurlarımızın sizi daha yakından tanıyabilmesi için Fatma Zehra Altuntaş kimdir? Kendinizi nasıl tanıtırsınız?


Asıl ben teşekkür ederim.

Öncelikle “Fatma Zehra ALTUNTAŞ kimdir?” dediğimizde gönül dergâhında, kendi halinde, kendi yazıları ile birlikte eşi, ailesi ve dostları ile birlikte naçizane yazılarıyla hayata tutunmaya çalışan sıradan birisiyim. Samsun Ayvacık’lıyım Çarşambada oturuyorum.1978 doğumluyum. 24 Kasım doğumlu kızım ve 3 Aralık doğumlu oğlumla birlikte kendi halimizde, nokta bile olmayan şu fani dünyada, sevdiklerimizle birlikte yaşıyoruz.


-“Sesimi duyan var mı?” İsimli kitabınız yayınlandı. Sadece ismi ile bile çok şey söyleyen bir kitap var karşımızda. Bize kitabınızın öyküsünü anlatır mısınız? Neden yazıldı, ne mesajı veriyor. Sesini duyurmak isteyen kimlerin sesi olmak istediniz?


1999 Depreminde kendi yaşadığım ve çevremdekilerin gerçek hayat öykülerinden oluşan sessiz çığlıkları anlattığım 12 öyküden oluşan kitabım. Bazı insanlar yaşar ama anlatamaz dile getiremez. Kitabımda gönül sesini aktarmak, duyduklarımın sesi olmak istedim.

-Bu güne kadar hangi edebiyat çalışmaları içerisinde yer aldınız, bundan sonrasındaki eserleriniz neler olabilir? Projeleriniz, hayalleriniz nedir?


Sesimi Duyan Var Mı? İlk kitabım olsa da daha öncesinde birçok deneme yazdım, bazı kaynaklarda köşe yazarlıkları yaptım. Ancak bunların hepsini su yüzüne çıkarmadım. Bu kitap başlangıcım olmasa da sesimi duyurduğum ilk kitabım. İkinci proje kitabım ise 25 yazar ile birlikte hasta bir çocuk adına yardım kampanyası olarak çıkarılmıştır. Üçüncü kitabım ise hazırlık aşamasındadır. Bir de iki buçuk senede yazdığım ancak henüz yayınlamak için doğru zamanı olmadığını düşündüğüm bir romanım var. Doğru zaman ne zamandır onu da bilmiyorum açıkçası. Hayallerimi sormuşsunuz. Benim tek hayalim bu dünyadan göçüp gittiğimde güzel eserler bırakıp güzel anılmak.


-Fatma Zehra Altuntaş neden yazmaya ihtiyaç duydu? Bu sizin için bir ifade biçimimi?


Evet, şöyle diyeyim: Abimi ve babamı kaybettikten sonra kendimi yazmaya adadım. Yaşadığınız, çocukluğunuzun, gençliğinizin, evliliğinizin, işinizin, aşınızın olduğu bir memleketi 45 saniyede enkaz altında görüyorsunuz. Sevdikleriniz, dostlarınız ve acı vedalar... Öyle ani ve acı vedalar ki... Ben o zamanlar çok gençtim. Bazen düşünüyorum da hiç farkında olmadan neler yaşamışım. Yaşım ilerledikçe bunun farkına daha net varmaya başladım. Deprem aslında benim dönüm noktam oldu. Her şeyimi kaybettim fakat bazı şeyleri kazandığım dönüm noktam... Tabii o dönüm noktamda da yaşadıklarımı kaleme aldım. Aslında bu noktada da Rabbim sizi yazmanız gereken yere götürüyor. Herkesin mutlaka yazması gereken birikimleri vardır diye düşünüyorum.


-Toplumun engellileri anladığına, onlara yönelik bir empati geliştirdiğine inanmakta mısınız? Sizce toplumun engellileri anlaması adına neler yapılmalı ya da neler eksik yapılıyor?


Her birey engelli adayıdır aslında bilene. Bende sonradan Engelli oldum, Allah'ım yasatmasın, zor. Yaşamayanların, tam anladıklarını düşünmüyorum. Mesela en basiti geçenlerde hastanede bir olay yaşadım. Birisi tekerlekli sandalyeyle işin bittiyse bana verir misin? diye seslendi. Bende kendi sandalyem olduğunu belirttim. Empati geliştirilmiş olsaydı tekerlekli sandalyedeki birine böyle bir soru sormadan önce düşünmesi gerekirdi.


Engellilerin duygularını anlamak gerek önce. Aslında yapılan şeylerde var ama bir o kadar da duyarsızlık var. Mesela Corona’dan dolayı kapanmalar olduğunda insanlar tepki gösteriyordu. Sosyal medyada, açılmalardan sonra, dışardaki halleri paylaşım derdine düştü insanlar. Hâlbuki dört duvar arasında yaşayan engelliler duygularını bile paylaşamazken. Sağlığın ne kadar kıymetli olduğunu anlamaları gerekir. Allah kimseyi beyinde, gönülde, sevgide engelli yapmasın. Gerisi bir şekilde aşılıyor. Engellileri engellemesinler yeterli.


-Konularınızı hangi olaylardan seçiyorsunuz? Konu seçimi tesadüfi mi oluyor, gerçek yaşantılara başvuruyor musunuz?


Tesadüfi karşılaştığım olaylar, insanlar da olabiliyor.


-Neler okuyorsunuz, son dönemlerde sizi etkileyen yazarlar, sanatçılar, akımlar, dergiler hakkında neler söylersiniz?


Son dönemlerde vakit buldukça sağlığım yerinde oldukça yazar arkadaşlarımın kendi kitaplarını dostlarımın gönderdiği hediye kitapları okumaya çalışıyorum. Dijital dergilerden bazılarını takip ediyorum. Kendi zihninizi geliştirmek için farklı görüşlere açık olmak gerekiyor.


-Yazmak için özel bir mekâna, ortama veya birçok yazar gibi ilhama, motivasyona ihtiyaç duyuyor musunuz?


Zaman zaman duyuyorum evet. Ruh halime göre. Mesela deniz kenarına gittiğimde ya da karanlıkta manzara izlerken.

-Kitap insan için ne kadar gerekli; kitap, okumak hayatımızın neresinde duruyor?


Başka bir soruda da dile getirdiğim gibi kendi zihninizi geliştirmek için farklı görüşlere açık olmak  gerekiyor. Hem ahiretin hem de dünyanın merkezi kitap okumak diye düşünüyorum.


-Yazmak isteyen ancak bir başlangıç henüz yapamamış genç yazarlara tavsiyeleriniz var mı?


Genç yazarlarımızın azmini heyecanını gördükçe ben çok mutlu oluyorum. İnsanlar hayallerinin peşinden koşmalı ki yaşam bir anlam kazansın. Eğer ki hayalleri yazmaksa hayallerinin peşini bırakmasınlar yazmaktan vazgeçmesinler. Güzel düşünen, güzel yazan gençlere ihtiyacımız var. Her insan aslında bir kitap bilene.


-Son olarak, kitapseverlere, dostlarınıza söylemek istedikleriniz nelerdir?


Sevgili okuyucularımız, onlar bizim gönül dostlarımız ve gizli kahramanlarımız. Bir yerlere gelmemizi sağladılar. Bizim yanımızda olup, destekleyip, gönülden dua edenlere, yanımızda olanlara, okuyuculara ve sizlere tüm emektarlara çok teşekkür ediyorum. İyi insanlar hep var olsunlar.


Hz. Mevlana’nın bir sözü var: "Yaşadıklarım benim sınavımdı, bana o anlarda nasıl davrandığınız da sizin sınavınızdı..." diyor. Aslında biz de birbirimizin imtihanıyız. Hepimiz bu yoldan, bu dünyadan geçiyoruz Allah'ım her şeyin hayırlısını versin ve iyi insanlar çıkarsın karşımıza. Ve yine söylemek istiyorum bu hayatta umutlarından hayallerinden vazgeçmesinler. Her insanın bir hikâyesi var ve hikâyenin kahramanı kendisidir. Güzel bakıp güzel düşünüp güzel görmelerini diliyorum. Herkesin kendine ait bir misyonu var. İyilik güzellik yolunda güzel eserlerle, güzel anılarak bu dünyadan giderken ezmeden, kırmadan gitmek gerek.


Ayrıca okuyucularınızla beni buluşturup gönül köprüsü kurduğunuz ve bu röportajda bana da yer verdiğiniz, kıymetli zamanınızı ayırdığınız için size ve okuyucularınıza teşekkür ederim. Başka röportajlarda görüşmek üzere. Sağlıkla huzurla sağlıcakla kalın. Keyifli okumalar.


Bende bu güzel röportaj ve samimi cevaplarınız için size teşekkür ediyorum Fatma Zehra Hanım. Bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar diliyorum.



19.10.2021 19:29
YORUMLAR
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.