21 Ocak 2019 Pazartesi
Anasayfa > YAŞAR DOĞU > YAŞAR DOĞU'YU 58. VEFAT YILDÖNÜMÜNDE ANARKEN

YAŞAR DOĞU'YU 58. VEFAT YILDÖNÜMÜNDE ANARKEN

07.01.2019 13:05 12 14 16 18 yazdır
Yaşar Doğu'yu hatırlayıp unutmamak tarihi unutmamak demektir. Atasporu güreşimize saygıdır. Dünden yarına gençliğimize sunabileceğimiz en iyi örneklerden birisidir.
YAŞAR DOĞU'YU 58. VEFAT YILDÖNÜMÜNDE ANARKEN

YAŞAR DOĞU'YU 58. VEFAT YILDÖNÜMÜNDE ANARKEN


Ahmet SEVEN


Yaşar Doğu'yu hatırlayıp unutmamak tarihi unutmamak demektir. Atasporu güreşimize saygıdır. Dünden yarına gençliğimize sunabileceğimiz en iyi örneklerden birisidir.


Dünya aynı yüzyıl içerisinde iki büyük harp yaşamış, birçok ülke ekonomik yönden bunalımlara sürüklenmişti. Doğu Bloku ülkeleri sancı içerisindeydi. Yoksulluk ciddi boyutlara ulaşmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Kurtuluş Savaşından yeni çıkmış, toparlanma süreci yaşıyordu. Anadolu insanı tarihin bu zorlu günlerinde yanık yüreğine su serpecek bir yiğit arıyordu.  

 

      Hakikat şu ki; Kahramanlar zor zamanlarda ortaya çıkıyordu. İşte böyle bir zamanda bir Anadolu yiğidi çayırlardan fırlayıp milletlerarası minderlere uzanıyor, Milletine yüz görümlüğü gibi şampiyonluklar hediye ediyordu. Bayrağımız göndere çekilirken, ulusların gözleri ona takılıyor, defalarca dinlemek zorunda kaldıkları İstiklal Marşımız hafızalarına yerleşiyordu.

 

     Çileli Anadolu halkı elinden geldiğince bu şampiyonu takip ediyor, ona bir kahraman gibi methiyeler yağdırıyordu. Zaferden dönen Milli Güreş Kafilemizi de orduyu hümayunu karşılar gibi karşılıyor, şampiyonları birer kahraman olarak bağırlarına basıyorlardı.  

 

     Kabına sığmayan bu Anadolu yiğidi, milletlerarası gövde gösterilerine dönen müsabakalarda önüne kim gelirse gelsin birkaç dakika içerisinde sırtını minderlere yapıştırarak tuş ediyor, hem batı’da hem de doğu’da ‘Türk gibi kuvvetli” sözünü zirveye taşıyordu. Onun şampiyonluk kazandığını duyan çiftçi ertesi gün tarlasına kazmasını daha bir iştiyakle vuruyor, esnaf dükkanını heyecanla açıyor, işçi-memur görevine aşkla sarılıyordu. Yediden yetmişe herkes ümitsizlik perdesini yırtıyor, ‘Yenilmek ve yılmak’ kelimelerini lügatlerinden çıkarıp atıyor, işte biz buyuz diyorlardı. Onu analar çocuklarına ninniyle, babalar da övgüyle anlatıyordu.

 

     Yeni doğan çocuklarına Yaşar ismini vererek hem bu yiğidi örnek almalarını, hem de zaferlerin unutulmamasını sağlıyorlardı. Okullara, spor salonlarına, üniversitelere, mahalle, cadde ve sokaklara, turnuvalara adının verilmesi belki de bu yüzdendi. O günden bugüne hiç bir sporcuya böyle bir sevgi nasip olmamış, böylesine içten sahip çıkılmamıştı. Halk onu aileden biri olarak görüyor, kişiliği, yaşantısı, güzel ahlakı, milli-manevi şuur ve duruşuyla evlerinin en güzel köşesine yakıştırıyorlardı.  

 

     Fatih Sultan Mehmedin İstanbul’u fethiyle ‘Ortaçağ’ı kapatıp ‘Yeniçağ’ı açtığı gibi, Yaşar Doğu’da güreş tarihimizde yeni bir dönemin açılmasına sebep olmuştur. Onun açtığı çığırdan giden öğrencileri 1970’lere kadar başarılarını sürdürmüş, yurda yeni şampiyonluklar kazanarak dönmüşlerdi. Yine her biri Yaşar Doğu’nun talebesi olma sıfatıyla itibar görmüştür.  

 

   Yaşar Doğu sporculara örnek olmakla kalmamış, onlara ağabeylik hocalık ve önderlikte yapmıştı. Güreş sporunu bir dava gibi avuçlarına almış, ciddi sağlık sorunları yaşamasına rağmen hayatını hiçe sayarak güreşe hizmet etmekten geri durmamıştır. 15 Aralık 1955’te İsveç’te geçirdiği ilk kalp krizinden sonra doktorların artık güreşmek ve güreşçi yetiştirmek şöyle dursun güreş seyretmesinin bile uygun olmadığını söylemelerine rağmen o, 08 Ocak 1961 günü geçirdiği ikinci kalp kriziyle hayata veda edinceye kadar inandığı yolda yürümüş, onlarca şampiyon güreşçi yetiştirerek Türk Milletine armağan etmiştir. 1956 Melbourne ve 1960 Roma Olimpiyatlarında da yalnız bırakmadığı talebelerinin Dünya ve Olimpiyat Şampiyonlukları kazanıp tarih yazmalarına sebep olmuştur.

 

     Onunla birlikte güreş yalnız bir spor dalı olmakla kalmamış, yeniden irfan mektebi kimliği de kazanmıştır. Güreş ocağını Pehlivan Tekkesi bilen Doğu, bir anlamda bu kapının Yunus Emre’si olmuştur. Tıpkı o da Yunus gibi düşünerek güreş sporuna eğri şeylerin girmesine karşı çıkmış, hayatı boyunca bir nefer gibi bunun mücadelesini vermiştir. Milletin gönlündeki güreş sevgisini bir devin yeniden uyanışı gibi uyandırmış, onu milli ve manevi şuurla mayalayıp besleyerek büyütmeyi başarmıştır.    

 

    Dünden bugüne sporcularımızın Uluslararası Şampiyonalarda birincilik kürsülerinde yerini alıp bayrağımızı defalarca göndere çektirerek, İstiklal Marşımızı ezberletircesine okuttuklarını görünce bu mayanın nasıl tuttuğunu daha iyi anlıyoruz. 

 

    Yaşar Doğu’nun şampiyonluklarıyla birlikte güreşimize kazandırdığı ruhu da iyi anlamalı, akademik seviyede inceleyip tespitler yaparak yetişen sporculara aktarılmalıdır. Zira imkansızlıklardan imkan çıkarmasını bilip, hayatını milletinin yarınlarına vakfetmiş, vatan-millet ve bayrak sevdalısı bu spor dehasından alınacak dersler vardır.

 

      Günümüzde hayali kahramanlar üretip onları genç nesillere örnek olarak sunmaya çalışanlar karşısında Yaşar Doğu gibi gerçek bir kahramanın hayatından istifade edilmelidir.

 

      Kuşkusuz o güreşimizin şampiyon temsilcisi, dava adamı, efendisi, bilgesi ve mürşididir. Aynı zamanda minderlerin hatibidir. Etkili hatiplerin saatlerce anlatamadıklarını o birkaç saniye içerisinde minder kürsüsünden tüm dünyaya haykırabilmektedir.

 

      Kültür Köprüsü Dergisinde (1985) dile getirilen hakikatler bu düşüncemizi teyit etmesi bakımından manidardır: “Millet Yaşar Doğu’nun kazandığı zaferle beslenmiştir. Milletlere reklamların veya nazariyelerin dili ile değil, eser ve hadiselerin lisanıyla seslenmelidir. Mesela, Türk Milletine, bütün milletlerin aslında Türk olduklarını bütün eski medeniyetlerin bizim medeniyetimizden başka bir şey olmadığını yahut bütün dillerin Türk dilinden türediğini anlatan ciltler dolusu konferanslar verseniz; Bu milleti, bir Yaşar Doğu’nun kazandığı zafer kadar Türk’ün büyük ve asil kudretine inandıramazsınız. Çünkü bu ikincisi, hissi bir tez veya ilmi bir nazariye değil, tanınmış dünya pehlivanlarının sırtını üç dakikada yere getiren hakikattir”

(Kültür Köprüsü-Kubbealtı Neşriyatı-1985)

 

    Yine bir hatırat kitabının satırlarında yer alan şu cümleler altı çizilerek okunmalıdır;  “Gençliğin kahramanlarıydılar. Eş dost bir arada heyecanla takip ettiğimiz o olimpiyatlar gençliğimin unutulmazları arasındadır. Yaşar Doğu, Celal Atik, Gazanfer Bilge, Nasuh Akar ve diğerleri bizim neslimizin kahramanları olmuştu…”

(Hicran Göze-Kadıköylü Yıllarım: Çocukluk ve gençlik hatıralarım-1976)

 

      Evet o mitoloji kahramanı değildi fakat onlar gibi olmaz denileni gerçekleştiriyor, inanılması güç olaylara imza atıyordu. Nitekim sahip olduğu efsane gücün masal kitaplarında da yerini almış olması bu husustaki düşüncemizi daha da kuvvetlendirmektedir. 

 

     “Az gittik uz gittik, dağ ova düz gittik. Derelerden yel gibi tepelerden sel gibi, Yaşar Doğu pehlivan gibi gide gide bir iğne deliği kadar yol gittik…” (Mehmet Başaran-Aç kapıyı bezirgan başı-Evrensel Çocuk Kitaplığı-İstanbul-2003)

 

     Şahsında topladığı ağırbaşlılık, alçak gönüllülük, cesur, yiğit ve yardımsever tavırlarıyla öne çıkan Yaşar Doğu hem bileğine, hem de yüreğine karşı kuvvetliydi. Gözü ve gönlü pekti. Samimi ve dürüsttü. Özüyle sözü birdi. Yalanı ve riyası yoktu. Din-Vatan Millet ve Bayrağına bağlılık, ona kuvvet ve güven kazandırmıştı. Haksızlık karşısında susmaz susanları da sevmezdi. Çok konuşmaz fakat konuşunca yerinde konuşurdu. Muhatapları onun her sözünü saygı ve dikkatle dinler, yerine getirmiş olmanın sevincini yaşardı.


     Yakın Güreş tarihimizi tahlil edenlerin Yaşar Doğu’dan evvel ve Yaşar Doğu’dan sonra diye iki bölümde inceleme yapmış olmaları oldukça isabetlidir. Onun vefatıyla ‘Yaşar öldü Türk Güreşi öldü’ söylentileri de önemli bir gerçeği yansıtmaktadır.


     Dünyada milletlerin kendi güçlerini temsil eden efsanevi kahramanları vardır. Bu manada Türk Milletinin gücünü temsil eden kahramanlardan birisi de Yaşar Doğu’dur.

    1948 Londra Olimpiyatlarında Yaşar Doğu’nun finalde tuşla yendiği Avustralyalı güreşçi Richard Edward Gerrard’ın: ‘Böylesine müthiş bir güreşçiye yenilmiş olmak insana üzüntü değil, keyif vermeliydi. Ben, yaşantım boyunca Yaşar Doğu'ya yenilmiş olmanın, hem de finalde yenilmiş olmanın keyfini yaşadım. Başkalarını bilemem…’ diyerek söylediği sözler acaba kaç sporcuya nasip olmuştur?


   Yaşar Doğu’nun güreştiği dönemde onu yenmek şöyle dursun onunla karşılaşma yapmak bile rakipleri için büyük şans ve gururdu. Mısırlı Milli Güreşçi Adil Mustafa 1948 Londra Olimpiyatlarında güreştiği Yaşar Doğu karşısında emsallerine göre birkaç dakika fazla dayanabilmesinin dahi Mısır’da kahramanlar gibi karşılanmasına yettiğini anlatmıştı. (Adil Mustafa’nın Gazeteci Kadir Akat’la görüşmesi 21.07.1973 Milliyet)


Yaşar Doğu işte böyle birisidir. Onu yaşatıp hatırlayıp unutmamak tarihi unutmamak demektir. Atasporu güreşimize saygıdır. Dünden yarına gençliğimize sunabileceğimiz en iyi örneklerden birisidir. 


Vefatının 58. yılında rahmet minnet ve yşükranla anıyorum.


Etiketler : YAŞAR DOĞU
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri