YAŞAR DOĞU'NUN İLK ULUSLARARASI GÜREŞ SINAVI

12 ülkeye mensup 58 Grekocunun katıldığı Oslo Avrupa Grekoromen Güreş Şampiyonası 25-28 Nisan 1939 tarihinde düzenlendi.

YAŞAR DOĞU'NUN İLK ULUSLARARASI GÜREŞ SINAVI


Hangi mücadelelerle nasıl gitmişler. Bir ay süren yolculuk. Bir şampiyonun gözyaşartıcı zafer yolculuğu. MUTLAKA OKUYUN

Oslo Avrupa Grekoromen Şampiyonası (1939)


   Uluslararası ilk başarısı

      1938 yılı bitmiş 1939 yılına girilmiştir. Şubat ayının başlarıdır. 25–28 Nisan 1939 tarihleri arasında Norveç’in Oslo şehrinde yapılacak olan Avrupa Grekoromen Şampiyonasına Türkiye’de davet edilmiştir. Bu güreşlerde ülkemizi temsil edecek güreşçileri tespit etmek için Güreş Milli Takım antrenörü Finlandiyalı Onni Pelinen İstanbul’dan Ankara’ya gelir.

 

     Yaşar Doğu, Celal Atik’e Onni Pelinen’in nasıl bir kişi olduğunu sorar. O da tanıdığını ve yarın sabah Ankara’ ya gelerek kampa girecek güreşçileri tespit edeceğini söyler. Eğer istersen Tren istasyonuna inelim kendisini orada görmüş olursun der. Ertesi gün birlikte giderler ve Pelinen’i ilk defa orada uzaktan görür. Orta yaşlı uzunca boylu ve sert yüzlü bir adamdır. Ancak işinin ehlidir.

 

     Antrenör Onni Pelinen Ankara’ya geldiğinin ertesi günü kulüpleri dolaşıp kampa alınacak güreşçileri seçmeye başlar. 1939 Şubatının 10. Günü de Yaşar Doğu’nun çalıştığı kulübe gelir ve oradaki güreşçilerle tanıştırılır. Ertesi gün de güreşçiler arasında deneme yapar, beğendiklerini kampa çağırır. Pelinen’in seçtiği güreşçiler arasında Yaşar Doğu’da vardır.

 

     Tabi bu arada onu çekemeyip sen bu grekoromeni beceremezsin, Karakucaktan geliyorsun en iyisi mi pılını pırtını topla köyüne dön diyerek alay edenler de olur. Yaşar Doğu ise kendi kendine: ‘Mademki Pelinen beni beğendi ve bende istidat gördü, öyleyse ben de buna göre çalışmalı ve ümidini boşa çıkarmamalıyım’ diye düşünür.


    15 Şubat 1939 günü kampa girerler ve burada tam iki hafta sıkı bir çalışmaya tabi tutulurlar. O günlerde 68–69 kilo gelen Yaşar Doğu 73 kiloda güreşmeyi düşünse de ilgililer onun 66 kiloda güreşmesini kararlaştırırlar.

 

    Aynı sıklette zamanın tecrübeli güreşçilerinden Yusuf Aslan, Doğan Ergenç, Beslen Kışınbay, Yahya Kalkan ve Nurettin Zafer olmak üzere beş güreşçi daha vardır. Oslo’ya gidebilmesi için bu güreşçileri yenmek zorundadır. Onbeş gün sonra yani 2 Mart günü kamptaki güreşçiler arasında bir deneme yapılır. Antrenör Pelinen her güreşçiyle ayrı ayrı ilgilenmekte ve bu arada notlar tutmaktadır.

 

    Yaşar Doğu o gün Beslen Kışınbay ve Doğan Ergenç’le güreşir ve ikisini de sayı üstünlüğü ile yener. Bunu gören Pelinen o günden sonra Yaşar Doğu’nun yemesi, içmesi, uyuması ve çalışması ile daha yakından ilgilenmeye başlar.

 

    16 Mart’ta kampta ikinci bir deneme daha yapılır. Bu defa Yusuf Aslan ve Yahya Kalkanla güreştirilir. Bu rakiplerini de sayı ittifakıyla yener. Son deneme Nisanın birinci günü yapılır. Bütün güreşçiler heyecanlıdır. O gün yapılan karşılaşmalarda güreştiği 5 rakibini de sayı üstünlüğü ile yenmeyi başarır.  Ortada iyi bir kuvvet vardır fakat grekoromen için aranan teknik ve tecrübe henüz yeterli değildir.

    Yaşar Doğu’ya yapılan haksızlık

    Nihayet Norveç’e gidecek takım belirlenir, ancak 66 kiloya gelince tartışma başlar. Pelinen ısrarla Yaşar Doğu’yu götürmek istemesine rağmen idareciler 66 kilonun en teknik güreşçisi kabul edilen Doğan Ergenç’te ısrar etmektedirler. O tarihlerde Güreş Federasyonu Başkanı olan Tayyar Yalaz:

 

    “Bu güreş bizim için birçok bakımdan mühimdir. Oyun bilmeyen ve yüzde yüz yenilmesi muhakkak olan bir kimseyi ne diye götürelim.  Belki Doğan mağlup olur ama tesiri de başka olur. Teknik bir güreşçidir. Hiç olmazsa Avrupalılar; Yenildi ama güzel bir tekniği vardı, iyi bir güreşçi idi derler. Bunu dedirtmekte iyi bir şeydir” diyerek düşüncesini dile getirir.

 

    Fakat Pelinen, Tayyar Yalaz’ın bu sözlerini kabul etmese de Federasyon Başkanı ve diğer idarecilerin ısrarı karşısında susmak mecburiyetinde kalır. Nihayet Doğan Ergenç’in götürülmesine karar verilir.


    Yaşar Doğu tüm rakiplerini yenip başarılı olmasına rağmen şahsına yapılan bu haksızlık karşısında son derece üzülür ve oradan ayrılır. Bu karar onu seven ve takdir eden kimseleri de üzmüştür. Bunlardan birisi ertesi gün Yaşar’ı çağırır ve:

 

    —“Yaşar oğlum göz göre göre senin hakkını yediler, buna senin kadar biz de üzülüyoruz. Ne yapalım ki bu kararı verenler bizden üst mevkidedirler. Bizlere söyleyecek söz kalmıyor. Ancak sen elini kolunu kavuşturup durmaya ve susmaya mecbur değilsin. Hakkını ara. Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne, hatta Milli Eğitim Bakanlığına müracaatta bulun” der.


     Ancak Yaşar Doğu o kişiye, bu gece sabaha kadar uyuyamadığını, konuyu enikonu düşündüğünü söyledikten sonra:

 

    ‘Benim böyle dolambaçlı işlere aklım ermez. Biz özü sözü bir insanlarız. Anlaşılan ben burada yapamayacağım. Köyüme dönmeye karar verdim. Birkaç gün sonra gideceğim. Zaten burada kalmama anamın da pek rızası yoktu’ diyerek cevap verir.

 

    O şahıs ne kadar uğraşırsa da Yaşar’ı verdiği bu karardan caydıramaz.

 

    Aynı günün akşamı arkadaşı Celal Atik’le buluşurlar. Celal kaşlarını çatar ve:—“Bugün abuk sabuk bir şeyler söylemişsin olur mu böyle saçma şey” diyerek çıkışır.

ü   

     Celal Atik 1920 yılında Yozgat’ın Boğazlıyan kazasında doğmuş o da Yaşar Doğu gibi güreşe 5-6 yaşlarında iken akranlarıyla güreşerek başlamıştır. 16 yaşlarında Ankara’ya gelerek bir güreş kulübüne kaydolmuş, antrenmanlara devam etmiş bu arada da ekmeğini kazanmak için çeşitli işlerde çalışmıştı. Yaşar Doğu’yla tanıştıkları ilk günden itibaren birbirleriyle kaynaşmış birbirlerine karşı daima sevgi ve saygı içerisinde olmuşlar, bu dostluklarını hayatlarının sonuna kadar da sürdürmüşlerdir.

 

     Celal Atik’le bu konuyu konuştukları sırada yanlarına gelen bir görevlinin, Pelinen’in Yaşar Doğu isminde ısrarını sürdürmesi üzerine tekrar denemek istediklerini, bu yüzden de idarecilerin kulüpte kendisini beklediklerini söylemesi üzerine kalkıp kulübe giderler.


    Yaşar Doğu’yu tekrar Doğan Ergenç’le güreştirmezler. Ancak bu konudaki kararlılığını sürdüren Finlandiyalı antrenör Onni Pelinen ısrarla şunları söylemektedir:

 

     “Bana ve bilgime itimadınız varsa sözümü dinlemelisiniz. Yaşar güreşmese bile muhakkak takıma alınmalı ve bizimle Oslo’ya gelmelidir. Güreşsin diye ısrar etmiyorum Güreşse bile galip gelir diye bir iddiada da bulunamam. Fakat şurasını katiyetle söyleyebilirim bu çocuk şimdiye kadar gördüğüm en kuvvetli ve müsait güreşçilerden biridir. Yurt dışı temasları görmesi ve alışması lazım. Bunu yaptığımız takdirde size senet veririm ki Yaşar 1940 Olimpiyatlarında yüzde yüz derece alır. Memleketinizi kıymetli bir elemandan mahrum edemezsiniz. Bu anlattığım hususları gerekirse bir rapor halinde ilgili makamlara bildireceğim…”

  

     O günlerde II. Dünya savaşının sancıları başladığından 1940 yılında Olimpiyatlar yapılamamıştır. Daha sonra da araya ikinci dünya savaşının girmesi üzerine Olimpiyatlar ancak 1948 yılında yapılabilmiştir.1936’da yapılan Berlin Olimpiyatlarından sonra 1948 yılında yapılan Londra Olimpiyatları arasında 12 yıl gibi uzun bir süre geçmiştir.  Bu süre sporcu açısından oldukça uzun bir süredir. Hatta iki yılda bir yapılan Avrupa Güreş Şampiyonası da 1946 yılına kadar gerçekleşememiştir. Eğer bu müsabakalar zamanında yapılabilseydi Yaşar Doğu hepsine de iştirak edebilmiş olacaktı. Kendi zamanında hem serbest hem de grekoromen dalda gerçekleşen şampiyonaların tümüne katılma hakkı elde etmiş ve tamamında şampiyon olmuştur.  

  

    Bu konuşmadan sonra idarecilerin fikrinde bir yumuşama olur. Yaşar Doğu’nun Milli Takıma alınarak yurtdışı tecrübesi kazanması için Oslo’ya götürülmesine karar verilir.

 

    Avrupa Şampiyonası için Norveç’e gidecek takım şu şekilde belirlenmiş olur. 56 kilo Kenan Olcay, 61 Kilo: Ahmet Işık, 66 Kilo Doğan Ergenç, 72 kilo Celal Atik, 79 Kilo Mersinli Ahmet, 87 Mustafa Çakmak ve ağırda Çoban Mehmet.

 

    Kafile 20 Mart 1939’da Ankara’dan İstanbul’a gelir. Yaşar Doğu ilk defa İstanbul’u görmenin sevincini yaşamaktadır. 27 Mart’ta İstanbul’dan bir vapurla yola çıkarak Romanya’nın Köstence limanına varırlar. Buradan trenle Almanya’ya geçerler. Tekrar vapurla Norveç’e, oradan da güreşlerin yapılacağı Oslo’ya ulaşırlar.

 

    Türk Güreş Takımı günlerce yorucu ve çetin geçen hem deniz hem de kara yolculuğundan sonra ulaştıkları Oslo’da bir otele yerleşirler. Sonra da karşılaşma öncesi hazırlıklarına başlarlar.

     Onni Pelinen’den Türk Güreş tarihine geçecek karar


    25 Nisan 1939 da başlayan Avrupa Grekoromen Güreş Şampiyonasına Norveçliler oldukça ilgi göstermektedirler. Güreş otoriteleri ve özellikle Norveç basını müsabakaları izlemek için salonda hazır bulunmaktadırlar. Müsabakaların yapıldığı salon tıklım tıklım dolmuş, seyircilerin heyecan dolu tezahüratları salonu çınlatmaktadır. 

 

    Gün yeni gelişmelere gebedir. Artık Türk güreşinin de kabuğunun kırılma anı gelmiştir. Yalnız Onni Pelinen isimli bu güreş dehası işin farkındadır. Evet, o gün Türk güreşi ya kabuğunun içinde kalmaya mahkûm olacak, ya da kabuğunu kırıp yepyeni bir çığır açılacaktır. Bunun için hayatının en zor kararını verecek olan kişi Onni Pelinen ve çığırı açacak nefer de Yaşar Doğu’dan başkası değildir. Sancılı bir bekleyiş sürüyordu. Var olmakla yok olmak arasında verilecek karar anı yaklaşmakta ve Pelinenin içerisinde sakladığı sırrı kendisinden başka kimse bilmemektedir.

 

    Pelinen daha o sabah otelden ayrılırken, Yaşar Doğu’nun yanına yaklaşmış ve kulağın:

 

—“Mayonu yanına almayı unutma” diyerek fısıldamıştır.  

 

    Anlaşılan o ki Pelinen daha ilk günden Yaşar Doğu’nun güreşmesini kafasına koymuştur. Fakat bu iş nasıl olacaktır? Hâlbuki Yaşar Oslo’ya güreşmeye değil, tecrübe kazansın diyerek kafile ile birlikte müsabakaları takip etmek maksadıyla getirilmiştir.

 

    Nihayet güreşler başlamış 56 kilo güreşçimiz Kenan Olcay ilk güreşinde kaybetmiş,  sıra 66 kiloda güreşecek olanlara gelmiştir. İşte o anda Pelinen bir yandan güreşleri seyrederken, diğer yandan da gözlerini kendisinden ayırmamaya çalışan Yaşar Doğu’yu bir anda yanına çağırır. O andan itibaren Türk ve Dünya Güreş tarihini etkileyecek olan kararını vermiştir. Muharebe esnasında, ateş çemberi arasında kalan orduya savaşın kaderini değiştirecek son emri veren komutan tavrıyla konuşur:

  

 —“Derhal git mayonu giy ve gel!”  

 

    Böyle bir kararı hiç beklemeyen Yaşar Doğu bir anlık yaşadığı şaşkınlık ve bocalamadan sonra koşarak soyunma odasına gider ve mayosunu giyerek hocasının yanına döner.

 

    Onu mayo ile gören Federasyon Başkanı Tayyar Yalaz:

 

 —“Hayrola Yaşar” der demez yanlarında bulunan Pelinen konuya girer:

 

—“Güreşecekte ondan” der.

 

     Tayyar Yalaz’ın fakat bu nasıl olur? Demesine de karşılık vermekte gecikmez:

 

—‘Basbayağı olur. Esasen isteseniz de istemeseniz de güreşe Doğan çıkamaz. Zira biraz evvel bizim güreşçilerin adını verirken 66 kiloya Yaşar’ın çıkacağını bildirdim’ cevabını verir.   

 

    Artık söylenecek söz ve yapılacak bir şey yoktur. Pelinen son noktayı koymuş Oslo’da 66 kilo’da Yaşar’ın güreşmesi kesinleşmiştir. 

 

    O andan itibaren Tayyar Yalaz’ın Yaşar Doğu’ya;

 

—“Hareketlerine çok dikkat et. Rakibine kaba muamelede bulunma. Yenil fakat teknik güreş. Hakkımızda: ‘Lalettayin kuvvetli bir adamı alıp getirmişler’ demesinler. Buradaki ilk gayemiz galip gelmek değil iyi bir isim bırakmaktır. Bu söylediklerimi aklından çıkarma” diyerek nasihat etmekten başka çaresi kalmamıştır.

 

    Çekilen kurada Yaşar’ın karşısına 66 kilonun en iyilerinden ve o devrin tanınmış grekoromencilerinden Norveç'in Şampiyonu Arild Dahl düşer. Formaliteler yapıldıktan sonra mindere çıkmak üzereyken Pelinen Yaşar Doğu’yu kolundan yakalar ve:

 

—“Sakın metanetini kaybetme. Bilhassa karşındakinin kafakolundan sakın onun en meşhur oyunu budur. Sonra Tayyar Beyin söylediklerine aldırma. Yani canının istediği ve kolayına geldiği gibi güreş. Haydi, göreyim seni” diyerek mindere uğurlar.

 

    Yaşar Doğu mindere çıkarken hafifçe dudakları kımıldamakta ve “Allahım beni dosta ve düşmana karşı mahcup etme. Yüzümü kara çıkarma. Milletime zafer nasip et” diye dua etmektedir.

 

    İşte şimdi, evet şimdi Yaşar Doğu yapacağı Uluslararası ilk müsabakasında tarihi sınavını verecektir. Memleketinden binlerce kilometre uzakta, hayatında hiç görmediği belki de bugüne kadar adını bile duymadığı, her şeyiyle yabancısı olduğu bir şehirde sınav vermektedir. Aslında bu sınav kendisinin olduğu kadar Türk Güreşinin de tarihi bir sınavıdır. Karakucaktan gelen bu Anadolu yiğidi ayaktan tutulmadan yapılan grekoromen güreşine yabancıdır. Kendi kendine 'Madem ayaklardan tutulmayacaktı bu ayaklar ne diye verilmiş'? Diye sormaktadır. Harman güreşlerinde birkaç köyün insanı seyrederken şimdi ardında koca Türk Milleti takip etmekte ve ondan galibiyet beklemektedir. Hatta dünyanın gözü minderden çıkacak sonuca çevrilmiş bulunmaktadır.

      Emirli’de değil, Norveç’in Oslo şehrinde güreşiyorsun!

     Gong vurmuş güreş başlamıştır. Salonu dolduranların tezahüratları arasında Norveçli harekete geçer, meşhur oyunu kafakolu tatbik etmeye başlar ancak her defasında Yaşar Doğu bu oyunları boşa çıkarmayı başarır. Bu arada rakibi tarafından da iyice zorlanmaktadır. Hatta maçın tehlikeye düştüğü anlar da olur. Ancak o bu güreşte yenmekle yenilmek arasında sadece dağlar değil,  dünyalar kadar fark olduğunu iyi bilmektedir.    

 

     Yaşar Doğu o an minderde yaşadığı duyguları şöyle anlatır: 

 

    “Zorlu mücadele devam ederken bir ara gözüm göğsüme, mayomun önünü süsleyen Ayyıldız’a ilişti. İşte o anda başıma, beynimin üstüne bir yumruk vurulur gibi oldu. İçimden bir ses:

 

— ‘Hey kendine gel Yaşar. Emirli’nin harman yerinde değil, Norveç’in Oslo şehrinde güreşiyorsun. Arkanda koskoca bir Türk Milleti var. Bunu hesap etmen ve ona göre hareket etmen lazım. Toparla kendini’ diyordu. Bu kelimeleri laf olsun diye söylemiyorum. O dakika içimden hakikaten böyle bir ses gelmiş ve bunları işitmiştim. Ve bu sesi işitir işitmez de azimle rakibimin üzerine yürüdüm. İşte o dakikadan sonra durumlarımız değişti...”  

 

    Bu dakikadan sonra üstünlük Yaşar Doğu’ya geçer. Çetin bir mücadeleyle geçen 15 dakikalık sürenin sonunda Hakemler sonucu açıklarlar; Yaşar Doğu 'ekseriyetle' galiptir.

 

    Salon bir anda karışmış “Bravo Türk” sesleri her yanı çınlatmaya başlamıştır. Özellikle Norveç’te tahsil yapan Türk Öğrencileri heyecanla ringlere fırlarlar ve yaşa Yaşar yüzümüzü ak ettin diyerek sevinç gözyaşları dökmektedirler.  

 

    Sevinenler arasında Onni Pelinen de vardır. Duyduğu heyecanı ve sevinç gözyaşlarını belli etmemeye çalışarak Yaşar’a yaklaşır titrek fakat mağrur bir sesle:

 

—“Senden bu kadarını beklemiyordum. Evvela milletinin, sonra da benim yüzümü ak ettin. İlk elde yenilse idin ben de mahcup olacaktım. Şimdi bundan sonraki müsabakalarda daha ümitvarım” Diyerek Yaşar’ı tebrik eder.

    Hayatının ilk ve son yenilgisi

   Yaşar’ın keyfine diyecek yoktur. Birinci güreşinden yüz akıyla çıkmıştır. Ertesi gün Estonyalı Adelbert Toots’la çetin bir karşılaşma yapar. Maalesef rakibine karşı gösterdiği bir anlık dalgınlık sonucu bu güreşi 2–1 sayı farkıyla kaybeder. Hayatında aldığı ilk ve son yenilgi de işte bu olur.  Arada bir sayı farkta olsa adı yenilgidir. O muhteşem şampiyonluk tablosunda aldığı tek yenilgi ve benelmilel güreşlerdeki ikinciliği işte bu güreşin neticesidir. Bundan sonra yani 1939’dan 1951’e kadar yapacağı yüzlerce güreş ve beynelmilel müsabakalarda bir daha yenilgi yüzü görmeyecektir.

 

   Aynı gece üçüncü güreşini İsveç’in 66 kilo Şampiyonu Gösta Anderson’a karşı yapacak olan Yaşar Doğu için o günkü Norveç Gazeteleri en fazla üç dakika dayanabileceğini yazarlar. Ancak Yaşar Doğu bütün tahminleri altüst edip hepsini boşa çıkarır. Güçlü rakibini sayı üstünlüğü ile yener ve bu şampiyonda Avrupa İkincisi olur.

 

    (Bu talihsiz yenilginin rakibi Toots daha sonra karşılaştığı İsveçli rakibi Anderson tarafından tuşla yenilmiştir. Yaşar Doğu üçüncü güreşinde karşılaştığı Anderson’u sayı ile yenmesine rağmen Anderson, Toots’u tuşla yendiği ve arada puan farkı olduğu için Avrupa Birincisi olurken, Yaşar Doğu’da İkinci olmuştur)    

 

   Yaşar Doğu bu güreşten sonra hayatı boyunca ayyıldızlı mayo ile Uluslararası tam 46 güreş daha yapacak, bunların hiç birisinde yenilgi yüzü görmeden 33'ünü tuşla, geriye kalanını da sayı ile kazanacaktır. Toots'a karşı bir an dalgınlık göstermeseydi bu güreşi kazanması imkânsız değildi. Zira Şampiyonanın sonucu da bunu gösteriyordu.

 

   Yaptığı 47 beynelmilel güreşin 46’sının tamamının galibiyetle sonuçlandığı şampiyonluk tablosundaki bu netice bir nazarlık gibi kalmış olacaktı. Yaşar Doğu’nun Oslo’da elde ettiği bu başarı Türk Güreş tarihinde yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. Zira bu ikincilik Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin ilk Avrupa İkinciliği ve ilk gümüş madalyaya sahip oluşudur. Yaşar Doğu ile açılan yeni çığırın da ayak sesleridir.

    Ünlü güreş yazarı Ali Gümüş’ün kaleminden Oslo Şampiyonası

    “1939 yılında Oslo’da düzenlenen Avrupa Grekoromen Güreş Şampiyonası Yaşar Doğu için ilk sınav oldu. Serbest Güreşte pişen, karakucak kapışmalarında zafere giden yolları iç-dış tırpan, yan çapraz, künde ile açan Yaşar, Greko’da ne yapabilecekti? Tıpkı Koca Yusuf gibi düşünüyor: “Ayaklardan tutulmadan güreşilecekse Yaradan bu ayakları bize niye verdi ?” diye soruyordu ama Batı taklidinde direnen spor yöneticileri “İlle de Greko” diye bir kere tutturmuşlardı.

 

    Oslo’da istenilen başarıyı gösterememesi bundandır. Olayı hiç büyütmeye çalışmıyoruz. Serbest güreş yapan bu duygularla dolu olur. Bunu da ancak, bu tür yanlışlıklar başından geçenler bilirler.

 

    12 ülkeye mensup 58 Grekocunun katıldığı Oslo Avrupa Grekoromen Güreş Şampiyonası 25-28 Nisan 1939 tarihinde düzenlendi. Türkiye’de sadece Kavak’la Samsun ve Ankara’yı gören bir Anadolu yiğidi İkinci Büyük Savaş sancılarının attığı dönemlerde kendisini Oslo’da bulursa ne ıstırablar çeker?

 

    6 Danimarkalı, 6 Estonyalı, 7 Finlandiyalı, 2 Fransız, 3 Macar, 2 İtalyan, 3 Letonyalı, 7 Norveçli, 1 İsviçreli, 7 İsveçli ve 7 de Türk güreşçinin katıldığı şampiyonada Milli Takımımızın 66 kilosunda Ay-Yıldızlı mayoyu giyen sporcumuz, antrenör ve yöneticilerinin direktifleri üzerine tam 12 kilo düştü. Böylesine katı şekilde saunalarda ve birkaç saat içinde et ve kemikten ibaret olan vücudun altıda birini erittikten sonra minderde mücadele yapmak kimin haddineydi?

 

    Karlılı bunu başardı. 66 kiloda 8 sporcu arasında 1 numaraydı. Kapalı Köy ekonomisinden çıkan gariban bir sporcu, Avrupa’nın devleriyle boy ölçüşmek durumunda kalırken, kendisine en önemli rakip olarak kilosu çıkıyor ve saunada bir iki saat içiresinde tam 12 kilo kaybediyordu.

 

    Sporcumuzun karşısında ilk turda Norveçli Arild Dahl’ı gördük. Kavaklı bu müsabakadan ‘ekseriyetle’ galip ayrılmayı başardı. O günkü FİLA kurallarına göre ‘ekseriyetle’,‘sayı ile’,’tuşla’ ayrı ayrı şeylerdi. Sporcular rakiplerinden çok az puan farkı ile galip olarak sıyrılabildikleri takdirde bu galibiyet ‘ekseriyetle’ galibiyet olarak kabul ediliyordu. Sayı ile galibiyet ise bir yerde ‘çoğunlukla’ elde edilen zaferdi.

 

    İkinci turda Estonyalı Adelbert Toots, Kavaklının rakibi oldu. Bir yanlışlık, bir an süren dalgınlık Yaşar’dan galibiyeti aldı gitti. Estonyalı Toots daha sonra yapacağı 2 karşılaşmayı da kaybederek elenip gidecek olan Estonyalı Toots, sporcumuza (2-1) lik bir galibiyet sağladı. Üçüncü tur ölüm kalım maçıydı. İsveçli büyük sporcu Gösta Anderson, Kavaklı’nın karşısına dikildi. Büyük mücadele ‘ekseriyetle’ Yaşar Doğu’nun galibiyetinde noktalandı.

 

    Bundan sonra dördüncü tur ya da final diye bir şey yoktu. Finlandiyalı L. Koskela ile İsveçli Gösta Anderson birincilik kapışması yaptılar. Tek kalan daha doğrusu karşılaşmalarını tamamlayan Kavaklı tribünlerden bu müsabakayı izledi.

 

    Gösta Anderson Finli rakibi Lauri Koskela’y sayı ile yendi. Bu durumda Fransız ve Finliyi yenen Anderson sadece tek kötü puanla birincilik karşılaşmasına çıkıyor. Finli Koskela da 2 kötü puanla altın için savaşıyordu. Maçlarını tamamlayan Yaşar Doğu’nun ise 4 kötü puanı vardı ve şampiyonu yenmiş olmasına rağmen kilosunda altın yerine gümüş madalya aldı”

(Ali Gümüş, Şampiyonlar Geçiyor, Türk Güreş Vakfı Yayınları 1994 Sayfa: 75)

     Oslo’dan Avrupa ikincisi olarak yurda dönüyor

    Türk Ekibinden 87 kiloda güreşen Mustafa Çakmak’ta durumunu koruyarak sıkletinde Avrupa ikincisi olmuş, ancak kafiledeki diğer güreşçilerimiz derece alamamışlardı.   

 

    1939’da Oslo’da yapılan Avrupa Şampiyonasında Takım halinde İsveç birinci, Finlandiya ikinci, Estonya üçüncü, Almanya Dördüncü, Türk Takımı da beşinci olmuştur.  

 

    29 Nisanda Norveç’ten hareket eden güreş takımımız 30 Nisan’da İsveç’e gelirler. İsveç’te bir gün kaldıktan sonra da Türk-Fin dostluk maçının yapılacağı Finlandiya’ya geçerler. Yaptıkları Türk-Fin dostluk müsabakalarından sonra Estonya’nın Tallin şehrine giderler. Burada da bir iki gün kaldıktan sonra Romanya üzerinden İstanbul’a ve oradan da Ankara’ya dönerler. Yaşar Doğu’nun hayatında yaptığı ilk yurtdışı tecrübesi de işte bu gezidir.

 

    Dünya da ve Avrupa’da savaş sancılarının hüküm sürdüğü günlerde kazandığı başarıyla sevinç ve heyecan duyan halk yurda gelişinde onu bir kahraman gibi karşılamıştır.

 

    Bu tablo karşısında son derece duygulanan Yaşar Doğu’da ölünceye kadar milletine şampiyonluklar hediye etme kararı daha da güçlenir.  

Kaynak: Yaşar DOĞU kitabı Ahmet SEVEN (480 Sayfa Büyükboy Samsun)

   


25.04.2020 15:22
YORUMLAR
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.