15 Aralık 2019 Pazar
Anasayfa > Roportajlar > DR. SENAİ DEMİRCİ'YLE HAYATA DAİR
DR. SENAİ DEMİRCİ'YLE HAYATA DAİR

DR. SENAİ DEMİRCİ'YLE HAYATA DAİR

24.06.2014 23:39 12 14 16 18 yazdır
"Çocuğumla Her Güne Bir Dua", "Kıl Beni Ey Namaz" gibi ilk duyulduğunda gönüllerde izler bırakan kıymetli onlarca eserin sahibi; samimi ve özgün TV sohbetleri, akıl ve gönüllere "aşk" ile hitap eden söyleşi ve konferanslarıyla "gönül doktoru" da olmayı ha
 Termeli Ünlü Yazar ve Televizyon Programcısı Dr. Senai DEMİRCİ'yle Zevkli Bir Söyleşi/Ahmet SEZGİN

"Çocuğumla Her Güne Bir Dua", "Kıl Beni Ey Namaz" gibi ilk duyulduğunda gönüllerde izler bırakan kıymetli onlarca eserin sahibi; samimi ve özgün TV sohbetleri, akıl ve gönüllere "aşk" ile hitap eden söyleşi ve konferanslarıyla "gönül doktoru" da olmayı hak eden, Terme'nin ve ülkemizin yetiştirdiği ender şahsiyetlerden Yazar ve Televizyon Programcısı Dr. Senai Demirci'yle "Bilgi Pınarı" okuyucularının çok büyük bir ilgi ve zevkle okuyacakları bir söyleşi gerçekleştirdik.


Ahmet SEZGİN: Üstadım, öncelikle hemşerileriniz olan Termelilerin sizi daha iyi tanımasını, sizden daha fazla faydalanmalarını arzu ettik. Bu amaçla "Bilgi Pınarı" isimli dergimiz adına sizinle bir söyleşi (mülakat) gerçekleştirmek istedik. 

Dr. Senai DEMİRCİ : Memnuniyetle Hocam, buyurun. 

A. SEZGİN: Doktor, yazar, TV program yapımcısı ve sunucusu kimlikleriyle çok değişik alanlarda da oldukça başarılısınız. Bu farklı işler arasında nasıl bir ilişki var? Yüreğinizde hangisi, daha büyük bir yer tutuyor?

S. DEMİRCİ : Aslında hepsi bir damardan besleniyor diyebilirim. Doktorluk çocukluk ve gençlik hayalimdi. Çok şükür nasip oldu. Beyaz önlüğün içinde, telaşlardan sıyrılıp gürültüleri susturup "dünyaya uzak, insana yakın" bir insan oluyorsunuz. Hekimliğin beyaz önlüğü, beni kutsayan, taşkınlıklardan elimi alan, ruhumu merkeze alan bir elbise gibi gelmiştir. İnsanı, nasıl ise öyle görme ayrıcalığı sunar bana. Böyle düşündüm hep. Televizyon programcılığına da hekim olarak başladım. Önce sağlık programı yaptım. Yani çizgi devam etti. Yazarlığa gelince, bu da hekimliğin insanın gizli saklı yanlarını, sessiz sızılarını okuma alışkanlığının dile dökülmesi diyebilirim. Şu an, bunlardan yazarlık büyükçe bir yer tutuyor kalbimde. Ama diğerlerini de içererek yürüyor yazarlık. Yazarlığım nasıl hekimliğin sonucuysa, yazarlığın sonucunu da hekimlik olarak görüyorum. Çünkü derde deva şeyler yazmaya çalışıyorum. 

A. SEZGİN: Deneme, hikâye başta olmak üzere sohbet, günlük, araştırma, şiir, çeviri, roman gibi farklı türlerde onlarca eseri olan velut bir yazarsınız? Farklı meşgaleleriniz arasında, farklı türlerde, nitelikli bu kadar eser vermenizin sırrı nedir?

S. DEMİRCİ : Yazarlıkta odaklanmak çok önemli? Garip ki, yakın dostlarım hep dağınıklığımdan söz eder. Belki de bu yüzden olmam gerektiği kadar velut değilimdir. Romana yeni başladım. Acemiyim. Aslında yazarlıkta hep acemi kalmak en iyisi. Her yazı beni yorsun istiyorum. Kolay yazmak şike gibi geliyor. Ter döktüğümde bir yazıda, heyecanlandığımda, şaşırdığımda, korktuğumda, tedirgin olduğumda, sonunda sevindiğimde benim yazıyı değil yazının beni yazdığını düşünüyorum. Yazarlıkta temel ilke "içtenlik"tir. Bir yazar kendi içindeki boşluklara korkmadan utanmadan dokunabilmeli. O zaman herkesin içinde olanı keşfeder. Okuyucunun "tam da beni yazmışsın" dediği o sıcak buluşmayı ve kucaklaşmayı yaşatır. 

A. SEZGİN: İlk yazınız ne zaman ve nerede yayınlandı? O zaman neler hissetmiştiniz? Bu kadar çok eser veren ve tanınan bir yazar olabileceğinize hiç ihtimal vermiş miydiniz?

S. DEMİRCİ : İlk yazım 1983 yılında Köprü dergisinde yayınlandı. Üniversitede öğrenciydim. İstanbul'da. Ayaklar ve tekerlekler üzerineydi. Biyolojik bir gerçeği anlatıyordu. Dergiyi alıp Terme'de rahmetli babama gösterdiğimde, dudak büktü. Uzun laf ettiğimi ima etmişti. Bunu denemeler izledi. Yazarlığı hep ideal olarak gördüm. Tanınan bir yazar olabileceğime ihtimal vermiyordum. Sürpriz. Daha da sürprizler olsun isterim. 

A. SEZGİN: Yazarlığınızın temelinde ne var? Sizi bu çileli yollara kim ya da kimler sürükledi? Yolunuzda kimlere rastladınız?

S. DEMİRCİ : Yazarlığı bana üniversite yıllarında tanıdığım özel dostlarım sevdirdi. Lâkin, Terme'de ortaokul-lise okuduğum yıllarda, her gece mutlaka bir Kemallettin Tuğcu kitabı devirirdim. Rahmetlinin bana yazar olmayı telkin ettiğini düşünüyorum. Yolumun başında Said Nursî vardı. Onun kırmızı kitapları varlığa ve insana dair muhteşem ipuçları verdi. En önemlisi de Türkiye'deki din dilinin değiştirilmesi gerektiğine beni yıllar içinde ikna etti. İlk Said Nursi kitabını okuduğumda şaşırdığımı hatırlıyorum. Mesela namazı "yapmalısınız, etmelisiniz, mecbursunuz?" formunda anlatmıyordu. İnsanın içine işleyen bir empatik dil kullanıyordu. O zaman sarsıldım diyebilirim. Terme Lisesi'ndeki Din Bilgisi öğretmenim Şemseddin Çakır'a, Fen Bilgisi öğretmenim Necmeddin Torun'a çok şey borçluyum. Galiba onlar güzel bir yazarlık tohumu attılar içime? 

A. SEZGİN: En çok satan ve baskı yapan eseriniz hangisidir? Kitaplarınızın çok okunmasının sebepleri neler olabilir? Hem popüler hem de kaliteli eser vermeyi nasıl başarıyorsunuz?

S. DEMİRCİ : Popülerlik ve kalite bildiğiniz gibi bazen ters orantılı? Evvel emirde, doğru başlığı saptamak gerek. Ve bir kadar önemlisi doğru üslubu bulmak. Yazılarımda ilk sözü kendime söylüyorum aslında. Yazar kendine söylerse, kendi duymak istediği üslupla söylerse, herkese duyurur sesini. Kitapların çok satması beni ilgilendirmiyor, çok okunması ve okumanın çok faydalı olması ilgilendiriyor. Bu da, inşallah, ardımız sıra, sadaka-yı câriye olur ümidindeyim. 

A. SEZGİN: Senai Bey, Yunus Emre : "Söylemeyeyim de öleyim mi?" diyor. Yazmak bir ihtiyaç mıdır sizce de? Yoksa aynı zamanda bir misyon, bir davaya hizmet etmenin aracı mıdır?

S. DEMİRCİ : Yazmak bir ihtiyaçtır. Aslında herkes yazar. Ama herkes yazar diye anılmaz. Yazar olabilmek ince bir zanaat. Kelimelerle aşk yaşayacaksın. Başkalarının peşi sıra koştuğu şeylere değil, güzel üsluba, yeni keşfedilmiş bir ifadeye düşkün olacaksın. Güzel bir ifade bulduğumda, ya bir şiirde ya bir denemede, altın bulmuş gibi oluyorum çoğu kez. Bayram ediyor içim. 

A. SEZGİN: Yaptınız programlarda, kliplerde, yazdığınız eserlerde muhteva kadar dil ve üsluba, estetiği de çok büyük önem vermektesiniz. Bir yazınızda "Kelimeleri küstürmekten korkuyorum ben." diyorsunuz. Üslup, dil, güzellik niçin çok önemlidir?

S. DEMİRCİ : Programlarda, kliplerde, eserlerde, insanlığın en büyük değeri, en muhteşem güzelliği İslam'ı dillendirmeye çalışıyorum. Böyle olunca, İslam'ın estetikle sunulması bir zaruret. Dinin arabesk sunumları son yıllarda popüler oldu. Bunlar İslam'ı geçmişe ait, köylü bir değer olarak takdim ediyor gibi geliyor bana. Kent soylu ve şimdiye ve buraya odaklı bir gerçektir İslam. Güneş gibi hep taze, hep yeni. Dokunduğu yere renk ve hayat getirir İslam. 

A. SEZGİN: Yazma ve okuma, meslek seçimi konusunda gençlere neler tavsiye etmek istersiniz?

S. DEMİRCİ : Okumadan yazmamak çok önemli. Bir yazmalı ama en az 10 okumalı diye düşünüyorum. İnsan her yazdığına şiir dememeli. Her yazdığını hemen yayınlanmaya değer görmemeli. Zaman içinde pişmeli, demlenmeli? Benim yayınlarımın arkasında bir o kadar da yayınlanmamış bir birikim saklı. Yazılanlar süzülmüş olmalı.. Seçilmiş olmalı? Türkiye'de yazarlık tek başına bir geçim kaynağı olarak görülmemeli (Babanız ya da kayınbabanız zenginse başka!).
Gençlere tavsiyem, sevdiğiniz işe odaklanmaları? Büyük aşkla yaptığınız iş, küçük de olsa büyüktür. Aşksız ve isteksiz yaptığınız iş, büyük de olsa küçüktür. Üstelik aşksız yapılan işler daha çok yorar, daha az verim getirir. 

A. SEZGİN: "Her Güne Bir Dua", "99 Esma 99 Dua", "Dua Defterim", "Çocuğumla Her Güne Bir Dua", "Dua Ayetleri", "Kıl Beni Ey Namaz" isimli kitaplarınızın yanı sıra "dua" ile ilgili şiir seslendirmeleri ve klipleriniz var. Duanın bu denli özelde sizin ve genelde Müslümanların hayatındaki önemi nedir?

S. DEMİRCİ : Dua, sözün miracıdır. Dua, sesin secdesidir. Denebilir ki, insanı önemli kılan biricik şey dua etmesidir. Ancak duayı Allah'la bir nevi pazarlığa dönüştüren bir anlayış var. "Şu duayı şu kadar yaparsan böyle olur!" gibi? Bunları benimsemiyorum. Dua, insanın Allah'a kendini açmasıdır. İçini kendi Ustasına teslim etmesidir. İstemek, anlamına gelir dua. Aslında her hareketimiz bir istemedir. Duanın "eylemsel" olanı makbuldür. İstediğin bir sonuca ulaşmak için o sonucu doğuran sebeplere başvurmak bir duadır. Bu tarife göre, her şey ve herkes dua halindedir. Hareket eden her şey "istek" yani dua içindedir. Zaten dua Allah'ı önemsemektir. Çünkü bir şey istediğiniz birini önemsersiniz. Önemsemediğiniz birinin kapısını çalmazsınız. "Duanız olmazsa Rabbiniz sizi niye önemsesin ki" diyen ayeti şöyle de okuyabiliriz: "Siz Rabbinizi önemsemezseniz, Rabbiniz sizi neyi önemsesin ki?"

A. SEZGİN: "Kadın, aile, evlilik, aşk" gibi kavramlar üzerinde çokça durmanızın sebepleri nedir?

S. DEMİRCİ : Bunlar toplumun mayası? İlişkilerin hemen hepsi bu değerler üzerinden gerçekleşiyor. Bu damarları açık tutmazsak, hayatta kalamayız, nefesimiz tıkanır. Toplumda kan dolaşımı yavaşlar. Kalbimiz durur. 

A. SEZGİN: "Öldüğüm Gün" isimli romanı yazmanızın amacı neydi? "Ölüm" kavramı ve olgusu niçin çok önemli?

S. DEMİRCİ : Aslında kitabın ana fikri basit bir soruya dayanıyor: "Öldüğüm Gün okunacak bir kitap yazmak istedim?" Cevabı da üç aşağı beş yukarı bu kitap oldu. Öldüğüm Gün, öldüğüm gün yeniden değer kazanacak diye düşünüyorum. 

A. SEZGİN: Hilal TV'de Eşref ziya ile birlikte sunduğunuz "Cafe Bahane" isimli programda "şahane" olan nedir? Devam edecek mi yeni dönemde?

S. DEMİRCİ : Cafe Bahane'nin şahanesi, televizyonculuğun kurallarını ciddiye almaması? Kameraları unutuyoruz. (Unutuyor gibi yapıyoruz) Özlediğimiz arkadaşları Cafe'ye çağırır gibi oraya çağırıyoruz. Serbest konuşuyoruz. Bu da bizim "arka bahçe"mizi gösterir gibi oluyor okuyucuya? Tahmin ediyorum bu dönem devam edemeyeceğiz. 

A. SEZGİN: Haşim Akten'ın senaryosunu yazdığı "Bendeyar" isimli sinema filminde de "imam" tipini canlandırdınız. Bu nasıl oldu? Nasıl tepkiler aldınız? Teklif gelse bu işe devam etmeyi ister misiniz?

S. DEMİRCİ : Sinemacılık zor zanaat? Bendeyar filmi pek tutulmadı. Senaryo ve kurgu sorunları vardı. Benim hatırıma sinemaya gidenlere mahcup oldum da diyebilirim. Lakin rolümün hakkını verdiğimi düşünüyorum. Sinemada oynamaktansa, senarist ya da yönetmenlikte katkımın olacağı günler olacak inşallah? Hazırlanıyoruz.

A. SEZGİN: Çocukluk ve ilk gençlik dönemini Terme'de geçirdiniz. Atatürk İlkokulu ve Terme Lisesi'nde (ortaokul ve lise) okudunuz. Nasıl bir genç ve öğrenciydiniz? Unutamadığınız öğretmen ve arkadaşlarınız kimler oldu?

S. DEMİRCİ : İlkokulu Terme'nin Bazlamaç köyüne (beldesine) bağlı Kirazlık Mahallesinde okudum. İlkokulun son sınıfında (5.sınıfta) Terme'ye geldim. Bir köylü çocuğuydum. Bocaladım. Ama Atatürk İlkokulu'nda öğretmenimiz çok zarif bir insandı: Ahmet Akbulut. Onca memur çocuğu içinde köylülüğümü hiç yüzüme vurmadı? 

Terme Lisesi'ne gelince, o kadar çok şey var ki? Derginizin ilk sayısında Mehmet Aslantuğ'la yaptığınız söyleşiye eşlik eden, Amasya Borabay Gölü gezisi meğer ki en tatlı hatırammış.. Bu söyleşiye de Amasya kral mezarları önünde çektirdiğim fotoğraf eşlik ediyor. Din Kültürü ve Fen Bilgisi öğretmenlerimi söyledim. Almanca öğretmenim Eyüp Aydoğdu'nun beni ulusal bir yarışmaya hazırlayıp henüz lise ikinci sınıf öğrencisi iken Almanya'lara gitmeme vesile olmasını hiç unutmuyorum. Nuri Yazıcı hocamızın tarih dersi hep farklı olmuştu.

Ortaokulda en çok hatırladığım, Türkçe öğretmenimiz, Havva Saral'dır. Bir de harika bir Matematik öğretmenimiz vardı: İclal Çakır. Matematiğim hep 10'du, üçüncü yazılıda benimkini okurken notumu 1 diye okudu... İtiraz etmedim. En sonunda notuna itiraz eden var mı diye sordu. Kimsede çıt yok... Bende de tabii... Köylü çocuğuyuz, nasıl itiraz edebilirim? Sonra bana döndü, sen itiraz etmiyor musun, dedi. Başımı salladım, hayır anlamında. Gözlerimin içine baktı ve dedi ki: On! Öğretmenimiz, o gün hakkımı aramam gerektiğini de öğretmişti bana.

A. SEZGİN: Efendim, Terme'de yaşadığınız yıllarda unutamadığınız bir hatıranızı bizimle paylaşabilir misiniz?

S. DEMİRCİ : Hocam sizinle bu söyleşiyi 12 Eylül'de yapıyoruz. 33 yıl öncesi, 12 Eylül 1980 Cuma sabahı? Nihayet, babamı ikna edip Samsun'a göz muayenesine gidiyorum. Erkenden yola çıktım. Sabah namazı sonrası. Fakat Ünye Caddesine çıkmadan askerler yolumu kesti. İhtilal! O zamanlar darbenin ne olduğunu bilmiyordum. Ve ilk defa ve son defa o cuma günü babamla birlikte top oynadım?
Ayrıca ülkücü ve solcu arkadaşlarım vardı. Hepsinin ortak noktasıydım sanırım. Ülkücü arkadaşım, Çay Mahallesi'nden Fenk Mahallesi'ne geçerken kolumdan çıkardı. Solcu arkadaşımda Fenk Mahallesi'nden Çay Mahallesi'ne geçerken benden ayrılırdı. Sanıyorum köprüden en güzel ben geçiyordum? 

A. SEZGİN: Senai Bey, memleketiniz olan, ailenizin da yaşadığı Terme'ye gelişlerinizde neler hissediyorsunuz? Eski Terme ile bugünkü Terme arasında ne gibi değişiklikler gözünüze çarpıyor?

S. DEMİRCİ : Çok şey? Çok şey hocam? İnsan çocukluğunun ve cennetinin elinden kaydığını hissediyor her bakışta? Aradığınız ve alıştığınız birçok kişi yok ortalıkta? Giderek hiç beklenmediğiniz bir yere geliyor gibi oluyorsunuz. Gariptir ilkokul beşinci sınıfta iken, Terme'deki tüm levhaları ve telefon numaralarını ezbere okurdum. Hatta araba plakalarını da ezberlemiştim. Benim için en çarpıcı olan değişiklik şu... Ben lisedeyken, saat 24.00'de de olsa, kitapçı açık olurdu ve yeni bir kitap bulabilirdim. Şimdi kitapçılar azalmış, birahaneler çoğalmış. Maalesef? Yine de o köprüden geçerken, lise yolunda yürürken, içime içime doğru bir tatlı yürüyüş yaşarım? Derginizin bana kattığı çok şey var. Umarım bir Termeli ruhu inşa eder hepimizde?

A. SEZGİN: Üstadım, "Bilgi Pınarı" isimli dergimizle ilgili neler söylemek istersiniz? Termeli okurlarınıza, hemşerilerinize son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

S. DEMİRCİ : Bilgi Pınarı ismi güzel? Birebir Terme'yi yansıtmıyor ama yerinde? Kalınlık ve muhteva da doyurucu? Bundan böyle en iyi okuyucusu, hem belki de yazarı olurum Bilgi Pınarı'nın? Çok güzel bir başlangıç.. Terme'mizin hak ettiği kalitede? Emek verenlere müteşekkirim. 

Ahmet SEZGİN: Bize "Bilgi Pınarı" dergisi adına bu söyleşi için çok değerli vakitlerinizi ayırıp düşüncelerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Çok zevkli ve verimli bir söyleşi oldu. Sizleri bundan sonra da ilgi ve gururla takip etmeye devam edeceğiz.

Dr. Senai DEMİRCİ : Benim için de mutluluk oldu bu söyleşi? Size ve Bilgi Pınarı'na ben de teşekkür ederim.
Diğer Röportajlar
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.