14 Aralık 2018 Cuma
Anasayfa > Roportajlar > AHMET TÜZÜN MUSTAFA DAĞISTANLI İLE KONUŞTU
AHMET TÜZÜN MUSTAFA DAĞISTANLI İLE KONUŞTU

AHMET TÜZÜN MUSTAFA DAĞISTANLI İLE KONUŞTU

12.04.2018 17:06 12 14 16 18 yazdır
11 Nisan büyük savaşçı Mustafa Dağıstanlı'nın doğum günü. İki kez Olimpiyat şampiyonu (1956, 1960), üç kez dünya şampiyonu (1954, 1957, 1959), Dünya Kupasının (1956) serbest güreşte kazandı.

AHMET TÜZÜN MUSTAFA DAĞISTANLI İLE KONUŞTU 

11 Nisan büyük savaşçı Mustafa Dağıstanlı'nın doğum günü. İki kez Olimpiyat şampiyonu (1956, 1960), üç kez dünya şampiyonu (1954, 1957, 1959), Dünya Kupasının (1956) serbest güreşte kazandı. Tebrikler!
Size harika bir savaşçı ile röportaj sunuyorum. 

Петр Павлов, Yakutistanlı Güreş Yazarı

OLİMPİYAT TARİHİNE 'HİÇ YENİLMEYEN ŞAMPİYON' OLARAK GEÇEN MUSTAFA DAĞISTANLI
DÜNYADA YENİLGİSİ OLMAYAN TEK GÜREŞÇİ

Türk milli güreşçi Mustafa Dağıstanlı... 11 Nisan 1931 yılında Samsun’un Çarşamba İlçesine bağlı Söğütpınar köyünde dünyaya geldi… Mustafa Dağıstanlı, üç defa Dünya ve iki defa Olimpiyat Şampiyonu oldu… 1953’ten 1959 yılına kadar Türkiye’de yapmış olduğu 320 karşılaşmanın 319‘unu, ulusal ve temsili karşılaşmalarda yapmış olduğu 73 güreşin 70’ini kazandı… Çıktığı resmi müsabakaların hiçbirinde yenilgi almadı… Kendine has en iyi güreş teknikleri; Yerden kaldırıp ters sarma ve dana bağını dalış pozisyonuna girerken uygulamak… Devlet Üstün Hizmet Madalyası sahibi... Samsun Ayvacık Belediyesi tarafından Mustafa Dağıstanlı adına güreş festivali düzenlenmektedir. Evli ve 7 çocuk babası…


AHMET TÜZÜN - İSTANBUL/TÜRKİYE

Değerli dostum Petr Pavlov beni aradığında, Türk ülkelerinde güreş sevgisinin ne kadar büyük olduğunu bir kere daha anladım. Uzaktaki kardeşlerimiz Saha Yakut Türkleri’nin ülkesi Yakutistan’dan gazeteci meslektaşım Petr Pavlov, güreş yazarlığı yapıyor. Hayatını güreşe adamış bir gazeteci. Güreş nerede, Petr orada… Bana, Mustafa Dağıstanlı’yı sordu. Dağıstanlı, dünyada hiç yenilgi yüzü görmeyen bir güreşçiydi. O, Türkiye’nin ve Türk milletinin milli gururu idi. Bizim milli kahramanımızdı. Petr, Dağıstanlı hakkında bütün merak ettiklerini bana sorular halinde gönderdi. Dağıstanlı ile görüşmemiz hayli zaman aldı ve zor oldu. Röportajı heyecanla bekleyen Petr’i, sabrından dolayı tebrik ediyorum. Mustafa Dağıstanlı ile İstanbul Yeşilyurt’ta deniz kenarında Yeşilyurt Spor Kulübü tesislerinde görüştük. Şampiyon, yaşlı bir çınar gibi ayakta duruyordu. Dünyayı yenen dev, bir o kadar mütevazı ve alçak gönüllüydü. Her zaman gülen bir yüzü vardı. Petr’e selam söyledi, ilgisinden dolayı teşekkür etti. Şimdi sorularımıza ve cevaplarına geçebiliriz:


1. Dağıstanlı soyadınız Dağıstan Cumhuriyeti ile bağlıdır. Sizin atalarınız ne zaman, neden ve nasıl Türkiye’ye geldiler? Onlar hangi milletten idi? Dağıstan’da yaşadıkları belli bir köy, kasaba var mıdır?

Dedem, Çarlık Rusyasına karşı Şeyh Şamil’in yanında savaştı. Uzun yıllar süren savaşın son altı senesinde Şeyh Şamil’in en yakınında 650 kişiydiler ve büyük direnç gösterdiler. Çar ordusu, Şeyh Şamil ve müridlerini kuşattı, ablukaya aldı. Osmanlı Devleti onlara sahip çıktı, imdada yetişti: “Öldürmeyin, bize gönderin” dedi. 
Dedem ve bir kısım arkadaşları Samsun’a gelip yerleştiler. Dedem Mustafa, 1871 yılında Şeyh Şamil’le birlikte hacca gitti. Şamil hacda vefat etti ve orada defnedildi. Dedem Mustafa, haccını tamamlayıp Samsun’a döndü ve orada evlendi. Hanımı hamileydi. Bu esnada dedem Mustafa Yemen’e harbe gitti. Orada şehit oldu. Oğlunu hiç göremedi. Oğlu da onu…
Ben şehit torunuyum. Dedem Yemen’de şehit düştükten sonra, babam dünyaya geliyor. Ben yedi yaşımdayken babamı kaybettim. Çok av tutkusu varmış. Sürekli ava gidermiş. Bir kış günü avlanırken bir dağ keçisini vurmuş, hayvan yaralanmış. Başka kurşunu da kalmayınca onu yakalamak isterken ikisi birden göle düşmüş. Buz gibi su, yerde kar var. Üstündeki elbiseleri sıkmış, sonra tekrar giymiş, dağ keçisini de sırtına alıp, kilometrelerce köye yürümüş. Eve geldiğinde bitap bir halde yere düşmüş, ayakkabılarını bile çıkaramamış. Öyle altı gün yaşayabildi, sonra zatürreeden vefat etti. Ben yedi yaşımda babasız kaldım.


Dedemin memleketini görmek için Dağıstan’a gittim. Dedemin köyünü buldum. Konoda köyü. Onların savaş yaptığı Şamilkale’de kaldım. Bana Hazar kıyısında da büyük bir ziyafet verdiler. Herkes oradaydı. Yemekte herkes içiyordu. Ben içmedim. Sovyet zamanıydı. İki ajan beni takip ediyordu.
Biz, Dağıstan’da yaşayan Avar’lardanız. Ben Avar Türkü’yüm.


2. Anne ve babanız ne iş yapıyorlardı? Onların adları nedir? Kaç kardeşsiniz? Siz ne zaman, nerede doğdunuz?

Aslında 1932 doğumluyum. Ama evlenmek için yaşımı büyüttüm, 1931 doğumlu oldum. 16 yaşımda evlendim. 
Annem, babam biz köyde yaşıyorduk. Annem ev hanımı, babam çiftçi idi. Annemin adı Hacer (kızlık soyadı Öztürk) Babamın adı Mehmet. Altı kardeşiz, dördü kız.


3. Güreşe kaç yaşında başladınız? İlk antrenörünüz kimdi?

Yedi yaşımdan itibaren köylerde karakucak güreşi yaptım. Daha sonra yağlı güreş de yaptım. Minder güreşine 1952’de Bahriye (Deniz) askeri olduğumda başladım. Antrenörüm Yaşar Doğu. 



4. Milli güreşte hangi başarılarınız var? 


Mustafa Dağıstanlı’nın başarılı kariyeri şöyle: 
1954 Dünya serbest, 1955 Akdeniz Oyunları Grekoromen şampiyonu olarak Melbourne’e
gelen Mustafa Dağıstanlı, Japon Minoru Iizuka’yı 3-0 sayıyla, ABD’li Allen’i 5 dakika 30
saniyede tuşla, Alman Alfred Kaemmerer’i 3-0 sayıyla, İranlı Muhammet Mehdi Yakubi’yi 2-1
sayıyla, Sovyet Mikhail Şakhov’u 3-0 sayıyla yenerek Olimpiyat şampiyonu oldu.

1957 ve 1959 Dünya şampiyonluklarından sonra 1960 Roma’da ikinci Olimpiyat altınını ve daha sonra aynı yıl Balkan şampiyonluğunu alan Dağıstanlı, Türk güreş tarihinde üst üste üç Dünya ve iki Olimpiyat şampiyonluğu kazanan ilk ve tek sporcu ünvanını kazandı.


Askerliği sırasında minder güreşine başladı. 1953 senesinde ilk olarak millî mayoyu giydi. milletlerarası ilk başarısını 1954 senesinde Tokyo’da yapılan Dünyâ Şampiyonasında elde etti. 


Serbest stilde kilosunda Dünyâ Şampiyonu oldu. 1955 yılında Barcelona’da yapılan Akdeniz Oyunlarında grekoromen stilde birincilik kazandı. 1956 Olimpiyat Oyunları birincisi ve İstanbul’da yapılan müsabakalarda da Dünyâ Kupası birincisi oldu. 1957 yılında 62 kilo Dünyâ Şampiyonu oldu. 1960 senesinde Roma Olimpiyat Oyunlarında altın madalyayı ve Balkan Şampiyonluğunu kazandı. 1960 yılında olimpiyat altın madalyasını aldıktan sonra minderi öperek spora veda etmiştir. Güreşi bıraktıktan sonra antrenörlük ve Güreş Federasyonu üyeliğinde bulundu. Mustafa Dağıstanlı kısa dönem içinde en fazla milletlerarası şampiyonluk kazanan en teknik güreşçilerden biri olarak kabul edilir. 


Güreş hayâtı boyunca yurt içinde ve yurt dışında yaptığı toplam 393 karşılaşmadan 389'unu kazandı. Türkiye de yaptığı 320 güreşten 319'unu milletlerarası karşılaşmalarda yaptığı 73 güreşten 70'ini kazandı. Güreşlerde bir-kaç beraberliği vardır. Hiç yenilgi almayan Mustafa Dağıstanlı, güreştiği dönemde dünyânın en iyi güreşçilerinden biri olarak kabul edildi.

1954- Dünya Güreş Şampiyonası, Tokyo Japonya 57 kg- Serbest Stil- Altın Madalya
1955- Akdeniz Oyunları, Barselona İspanya 57 kg- Grekoromen- Altın Madalya
1956- Olimpiyat Oyunları, Melbörn Avustralya 57 kg-Serbest Stil- Altın Madalya 
1957- Dünya Güreş Şampiyonası, İstanbul Türkiye, 62 kg- Serbest Stil- Altın Madalya
1958- Güreş Dünya Kupası, Sofya Bulgaristan, 62 Kg- Gümüş Madalya ( Namağlup )
1959- Dünya Güreş Şampiyonası, Tahran İran- 62 kg- Serbest Stil- Altın Madalya
1960- Balkan Oyunları, Burgaz Bulgaristan, 62 kg-Serbest Stil- Altın Madalya
1960- Olimpiyat Oyunları, Roma İtalya, 62 kg- Serbest Stil- Altın Madalya


5. Оlimpiyat şampiyonu Nasuh Akar ile güreştiniz mi?

OLimpiyat şampiyonu Nasuh Akar ile 1951’de 57 kiloda güreştim ve altı dakikada yendim. O zaman güreş 15 dakika idi.
Ayrıca, İsmail Ogan ile de güreştim. Antrenörümüz Yaşar Doğu bizi bir antrenmanda kapıştırdı. İsmail sık sık yağlı güreşlere kaçtığı için Yaşar Hoca ona kızıyordu. İkimiz mindere çıktık. İsmail benden 10 kilo fazlaydı. Ben ona sürekli atak yaparak nefesini kestim ve yendim. Yaşar Doğu buna sevindi.


6. Sizin Olimpiyatta iki kere, dünyada üç kere şampiyon olduğunuzu biliyorum. Türkiye şampiyonasında kaç yılında güreştiniz, kaç kere birinci oldunuz? Hangi yıllarda?


1953’den itibaren girdiğim bütün Türkiye şampiyonalarında birinci oldum. Beni hiç yenen çıkmadı.


7. Klasik (geleneksel) güreş yarışmalarına katıldınız mı? Кatıldıysanız, ne zaman ve nerede?

Ben güreşe köyde karakucak yaparak başladım. Yedi yaşımdan itibaren köylerde karakucak güreşi yaptım. Daha sonra yağlı güreş de yaptım. Yağlı ve Karakucak güreşleri; minder güreşinin ana ve babasıdır. 


Yağlı güreşte kispet giyer, yağlanırlar. Karakucak güreş mindere daha yakındır. Karakucakta oyun yapmak daha kolaydır tabii. Yağlı güreşte eliniz kayar. Bilmeyen tutamaz. Hepimiz zaman zaman yağlı güreş yaptık. Düğünlerde derneklerde. Yağlı güreş yapan minder güreşi zor yapar, hali kalmaz. Açık hava, kapalı salon farklıdır. Ben eğitirken, güreşçilerin çoğu yağlı güreşe kaçarlardı. Kızardık tabii ama onlar da ne yapsınlar yağlı güreşin ucunda para var tabii. 


Askerde komutanımız Nuri Turan Albay’dı. O da sporcuydu ve gülle atardı. Askerlik yapan İsmail Ogan ve İsmail İlter askerden kaçarak yağlı güreşlere katılırdı. Bu yüzden Turan Albay onları İstanbul’dan Şemdinli’ye sürmüştü.


8. Güreşi neden bıraktınız?

1960’da olimpiyat şampiyonu oldum. Minderin ortasına geldim, dua ettim, minderi öptüm ve güreşi bıraktım.
Yaşar Doğu güreşi bırakmamı istemiyordu: “Daha 15 sene şampiyon olursun” diyordu.
Çocuklarım büyüdü, onların istikbalini düşünmek zorundaydım. Daha sonra antrenörlük yaptım, ticaret yaptım.. Çocuklarımı okuttum evlendirdim.


9. Güreşirken hangi tekniği kullanmayı daha çok seviyordunuz?

Güreş teknikleri bir zincirin halkaları gibidir, birbirini takip eder, başladın mı arkasını getirirsin. Ayırım yapamam, hepsi bir zincirin halkaları gibi bütünün parçasıdır. Ben güreşirken rakibimin gözüne baktım mı, ne düşündüğünü ve ne yapmak istediğini anlardım. Hep 'Rakiplerim benden korksun' diye düşündüm güreşirken. Hep karşımdakine bakıp 'Hadi bakalım kolaysa yen' diye gözlerimi diktim gözlerine.


Ben güreşirken kendime çok güvenirdim ama bu güven üstün yeteneklerim yüzünden değildi. Çok çalışıyorum diye düşünürdüm, o kadar çalışıyorum ki rakibim benden korkmalı. 1956 Olimpiyatları'ndan döndükten sonra yine hummalı bir çalışmaya girmiştim. İsmail Hakkı Güngör (Genel Müdür) dedi ki 'Niye kendini paralıyorsun, sen olimpiyatlardan yeni dönmedin mi hem de altın madalyayla?' Herkes dinlenmem gerektiğini söylüyordu ama ben 'Dünyada rakiplerim artık sadece beni yenmek için çalışıyor, ben daha çok çalışmazsam yenilirim' dedim. Mesele bu.


10. Horik Museyag ile kaç kere ve nasıl güreştiniz? 


Horik Museyag ile kaç kere güreştiğimi hatırlamıyorum. Ama her seferinde ben yendim.


11. Sizin zamanınızda kaç dakika güreşirdiniz?

Bizim zamanımızda güreş 15 dakika idi. Sonra 12 dakikaya düştü.


12. Japon Sasahara hakkında ne dersiniz? Sizin zamanınızdaki en iyi güreşçilerden diye kimi söylersiniz?

Ben Sasahara’yı yendim. Japon Sasahara büyük bir güreşçiydi. İstanbul Emirgan’da Japonlar’la ortak kamp yaparken antrenmanda da Sasahara ile güreştik. Ben onu yendim. Sonra bana güreş ayakkabılarını hediye etti. Daha sonra güreşi bıraktı.


13. Sovyetler Birliğinin güreş takımı ile kaç kere karşılaştınız? Kiminle güreştiniz?

Sovyetler Birliği güreş takımları ile sık sık karşılaşırdık. Sovyet güreşçilerle yaptığım maçları hep ben kazandım. Sovyet güreşçiler beni hiç yenemedi..


14. Güreştiğiniz zaman kaç kilo düşüyordunuz?

57 kiloda güreşirken 4-5 kilo düşüyordum. Daha sonra 62 kiloya çıktım. 
Bir keresinde kilo düşemeyince kan verdim. Melbourne 1956… O zaman kilo düşmemiz gerekiyor. Yani tartıya çıkacağız, benim 57 kilo olmam gerekiyor ama o zamanki kilom 62. Tabii, bir takım oyunu bu olimpiyatlar. Ben aslında 62'de de birinci olurum ama, amaç çok madalya götürmek. 62 kiloda Bayram Şit var. Yaşar Doğu, Bayram da altın alsın istiyor. Bana diyorlar ki 'Kilonu düş'. Saunaya gittik, kilo düşüyoruz. Düştüm düştüm, 500 gramım kaldı. Ama mümkün değil düşemiyorum. 


Celal Atik dedi ki: '200 gramın kaldı, ağzına bir şey koymayacaksın sabaha kadar bir şeyin kalmaz.' Ben kendimi biliyorum mümkün değil olmaz bu hesap. 'Olmaz hocam ben biraz daha kalayım' dedim. Yaşar Doğu araya girdi 'Adam senin yaşın kadar güreşmiş sen daha mı iyi bileceksin' dedi bana.

Bu durumu gören bir Rus güreşçisi bir ara gelip bana yardımcı olmak istedi. Masaj yaptı. Bunu gören Yaşar Doğu öfkeyle; bizim dediğimizi yapmıyor masajdan kaçıyorsun elin gavuruna ses çıkarmıyorsun diyerek çıkıştı.

Ertesi gün tartıya çıktım 200 gram fazlalığım devam ediyor. Doktorumuz Mahir Dermanver'e gittim ben bu işin yolunu buldum dedim. Nedir bu işin yolu diye sordu. Benden 200 gram kan alacaksın. Böylece kilo düşmüş olacağım dedim. Olmaz öyle şey dedi. Olur diyerek ısrar ettim. Sonunda benden 200 gram kan aldı. Benim çıktığım kantarın başında Alman Federasyonu yetkilileri vardı. Çıktım tamı tamamına kiloma düşmüşüm. Merak ettiler. kibrit çöpü koyarak kantarı denemek istediler. Ve bir oh çekerek kantardan indim. Nihayet kilomu vermiştim.
Aynı gün güreşlere çıktım rakiplerimi yene yene 1956 Melbourne Olimpiyatlarında şampiyon oldum.


Yaşar Doğu sevinçten beni kucağına aldı 'seni affettim'dedi. Ben, ‘ne yapmışım ki hocam’ diye sorunca, ‘daha ne yapacaksın elin gavuruna (Rus’a) masaj yaptırmıştın’ dedi.

Sovyet takımından Alimbek, benim saunada kilo düşemediğimi görmüştü. Tartıya itiraz ettiler. Ama Alman görevli kabul etmedi. “Kilosu tam, fazlası yok” dedi. O zamanlar, müsabakalar boyunca her gün tartı vardı. 
Maçlarda karşıma çıkan Finliyi, Doğu Alman’ı, İranlı’yı yendim. Rus’u altıma aldım, sarma kle taktım ve sonra da tepe üstü mindere çakarak tuşla yendim. Şampiyon oldum.


15. Nasıl antrenman yapıyordunuz?

Bizim antrenmanlarımız çok yoğun geçerdi. Hocalarımız çok disiplinliydi. Ayrıca bizim bütün güreşçiler ya Avrupa, ya Dünya ya da Olimpiyat şampiyonuydu. Antrenmanlarımız bile kıran kırana geçerdi. Çalışmaktan çok keyif alırdık. Bütün sporcular kardeş gibiydik. Bütün hayatımız güreşti. Antrenmanlar bitsin istemezdik.


16. Antrenörleriniz hakkında, nasıl antrenman yaptırdıklarına dair bilgi verebilir misiniz?

Baş antrenörümüz Yaşar Doğu ve diğer hocalarımız otoriterdi. Antrenmanlarımız çok ciddi geçerdi. Biz onları başımızda bir hoca gibi değil, baba gibi bilirdik. Çok saygı gösterirdik. Onlar da bizi evlatları gibi severdi.


17. Ünlü Yaşar Doğu hakkında sizden bilgi almak istiyorum. O güreşçi ve antrenör olarak nasıl birisi idi?

Yaşar Doğu Türk güreşinin her şeyiydi. Hem sporcu hem de antrenör olarak çok büyük bir şahsiyetti. Ahlak ve karakter âbidesiydi. O’nun bütün hayatı güreşti. Türk güreşi için bütün servetini harcardı. Güreş söz konusu olunca ailesini ve çocuklarını bile ihmal ederdi. Gerekirse bizi evinde yatırırdı, gerekirse harçlığımızı bile verirdi. Bizi, bütün güreşçileri, kendi çocukları gibi severdi. Biz de onu babamız olarak bilirdik, sever sayardık. Birçok güreşçiyi iş-güç sahibi yaptı. Devlet kadrolarına aldırdı. O, Türk güreşinin her şeyiydi. Yaşar Doğu, güreşin Atatürkü’dür. 
İsveç’te Malmö’de şampiyonaya gitmiştik. Yaşar Doğu orada kalp krizi geçirdi, 90 gün hastanede kaldı. Yaşar Doğu’ya bakan Antonson isimli uzun boylu iri yapılı yakışıklı bir doktor vardı. Çok güzel Türkçe konuşuyordu. 35 lisan biliyormuş. Hayret ettik. Dil öğrenmeye çok meraklıymış. Yaşar Doğu’nun tedavisini en iyi şekilde yaptılar. Rahmetli Doğu ile böyle bir hatıramız da oldu.


18. Siz milletvekiliymişsiniz? Ne zaman idi? Kaç yıl milletvekillik yaptınız?

1973-1980 yıllarında iki dönem milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’de görev yaptım…


19. Aileniz hakkında anlatabilir misiniz? Kaç çocuğunuz var? Onlar hangi mesleği seçtiler? Güreşe başlayan var mı? Kaç torununuz var?

İlk hanımım kanserden vefat etti. İlk hanımımdan 1 oğlan 4 kız olmak üzere 5, ikinci hanımımdan 2 oğlum oldu. Toplam 7 çocuğum ve 12 torunum var. Çocuklarımdan mali müşavirlik yapan, ticaret yapanlar var, hepsine üniversite okuttum.


20. Siz Dağıstanlısınız (ora kökenli). Türkiye güreş takımında sizin gibi başka ülkelerden kökenli pehlivanlar var mıydı?


Ataları Kafkasya’dan olanlar vardı ama azdı.

21. Оlimpiyat şampiyonları Gazanfer Bilge, Hasuh Akar, Celal Atik, Bayram Şit, Hasan Gemici, Ahmet Bilek, Ismail Ogan, Ismet Atlı, Hasan Güngör, Hamid Kaplan ve diğerleri hakkında ne dersiniz? Onlar şimdi hayattalar mı?

Saydığınız isimler, dünya güreşinin devleriydi. Hepsinin kendine has oyunları vardı. Minderlerde fırtına gibi estiler. Hepsi efsane oldu.. Biz birbirimizle kardeş gibiydik. Artık bazıları aramızda yok... Gazanfer Bilge, Hasuh Akar, Celal Atik, Ismet Atlı, Hamid Kaplan gibi arkadaşlarımız vefat etti.


22. Şimdiki güreş ve güreşçiler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Güreşte çok kural kaide değişiyor. FİLA Başkanı Milan Ercegan bana “dünyanın en teknik güreşçisi” ödülünü verdi. Ona dedim ki, güreş kan kaybediyor. Kurallar sık sık değişiyor… Ayrıca güreşte bağlamaya karşıyım. Bağlama insan haklarına aykırı.
Şimdiki güreşçilerden Taha Akgül’ü çok beğeniyorum. Ağır siklet olmasına rağmen çok hareketli, sürekli oyun arıyor. İleride çok daha başarılı olacaktır.


23. Türkiye takımından Rusya kökenli Çeçen Ramazan Irbayhanov ( Şahin) Olimpiyat Sampiyonu olmuştu, ne düşünüyorsunuz?

Evet şampiyon oldu. Ama arkasına getiremedi. Çabuk bıraktı.


24. Şimdi Dağıstan’da akrabalarınız var mıdır?

Dağıstan’da akrabalarım var. Ayrıca, Bursalı işadamı dostum Devlet eski Bakanı Cavit Çağlar, Dağıstan’a ticari yatırım yapıyor, fabrika kuruyor.


25. Sizin hakkınızda kitap çıktı mı?

Benim hakkımda bazı kitaplar çıktı. Şimdi kendi kitabımı kendim hazırlıyorum. Hayatımı, hatıralarımı, fikirlerimi anlatan bir kitap olacak. 
Saha Yakut ülkesindeki kardeşlerimize ve Petr’e çok selam ediyorum. Onlara başarılar diliyorum. Gönlüm onlarla beraber…

Diğer Röportajlar
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.