BASININ HÜR
18 Aralık 2017 Pazartesi
Anasayfa > Roportajlar > Ahmet Seven'le 'Yaşar Doğu'nun Hayatı' isimli kitabı üzerine
Ahmet Seven'le 'Yaşar Doğu'nun Hayatı'  isimli kitabı üzerine

Ahmet Seven'le 'Yaşar Doğu'nun Hayatı' isimli kitabı üzerine

04.03.2016 18:22:28 12 14 16 18 yazdır
Ahmet Seven, Samsun Yazarlar Derneği Başkanı ve bu şehrin bir evladı olarak uzun yıllardır Samsun kültürüne katkılar sağlıyor. Geçtiğimiz ay piyasaya

Ahmet Seven'le 'Yaşar Doğu'nun Hayatı'  isimli kitabı üzerine

 

Ahmet Seven, Samsun Yazarlar Derneği Başkanı ve bu şehrin bir evladı olarak uzun yıllardır Samsun kültürüne katkılar sağlıyor. Geçtiğimiz ay piyasaya çıkan 'Yaşar Doğu'nun Hayatı' kitabı ile Samsun'un yetiştirdiği en büyük sporcuyu ve bir milli kahramanı biz hemşerilerine anlattı. Biz de Seven ile


Yaşar Doğu'yu ve kitabını konuştuk.


Röportaj: Mehmet Yılmaz


Kitabı yazma fikri nasıl ve ne zaman ortaya çıktı?


15-16 yıl evveldi. Yaşar Doğu'nun Samsun/Kavak İlçesi Emirli Köyünde yaşadığı evi ziyaret ettim. Köy muhtarı ve köy halkı ile görüştüm. Yaşar Doğu hakkında yerinde bilgi almak istedim. Ancak tatmin edici bilgi elde edemeyince üzüldüğümü hatırlıyorum. Daha sonra doğduğu köy olan Karlı Köyüne gittim. Başarılarıyla gurur duyduğum Yaşar Doğu'nun hayatı hakkında daha öncede kulaktan kulağa geçen bilgilerin dışında fazla bir malumat bulamamıştım. Karşılaştığım bilgiler onun iyi bir insan oluşu ve şampiyonluk derecelerinden öteye pek gitmiyordu. Daha o zamanlar aklıma koymuştum. Bu büyük insanın hayatı hakkında sağlıklı bilgilere ulaşmaya çalışıp hayatı yazılmalıydı. Bu kitabı yazan kişi ben olabilir miydim bilemiyorum fakat eğer öyle olursa benim için çok önemli bir gurur kaynağı olurdu. Fakat bu uzun bir süreç aynı zamanda cesaret ve yanında da ciddi bir bilgi istiyordu. O günden sonra işin peşini bırakmadım. Daha sonraları defalarca onun doğup yaşadığı, güreş tuttuğu köylere gittim. O günkü şartları gördüğüm yerlerle yan yana getirip gözümde canlandırdım. En büyük avantajım bu memleketin yabancısı olmamaktı. Başta evlatları olmak üzere onu yakından tanıyanlarla görüşmelerimi sürekli devam ettirdim. Onu anlattırdım?


Değeri spor hayatında elde ettiği başarılarla sınırlı kalmamalıydı. Bunu uğruna hayatını verdiği milleti adına yapmalıydı. Böylece başlamış oldum.


Gerek kitaptaki üslubunuz gerekse de söyleşilerdeki haliniz sizin çok ciddi bir Yaşar Doğu hayranı da olduğunuzu ortaya koyuyor. Siz doğmadan önce vefat etmiş bir büyük adamın izini sürmek nasıl bir duygu idi?


Doğrudur. Daha önce belki sıradan bir ilgiydi bu. Fakat hayatının değişik safhalarıyla karşılaştığımda bu ilgimin artarak çoğaldığını gördüm. Yaşar Doğu'yla hemşeri olmam, yaşadığı toprakları, güreş yaptığı köyleri ve oralarda yaşayan insanların gerek sosyal gerekse ekonomik hayatlarına vakıf olmam bunda önemli bir etki oldu.


Nasıl oldu da böyle bir coğrafyadan, yani zor ve çetin şartlar altında hayat mücadelesi veren bir yöreden Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu çıkar? Üstelik Güreşimizin ekolü, sembolü olur. Bununla da kalmaz Türk Güreş Tarihinde yeni bir dönemin başlamasına sebep olur? Bu sıradan bir insanın işi olamazdı.


Biliyorsunuz kahramanlar zor zamanlarda gelir. O da hem tarih hem de imkânsızlıkların tavan yaptığı bir zamanda çıkagelmişti. Mücadelesini beynelmilel minderlerde yürüten Yaşar Doğu benim gözümde milli bir sporcu olmasının yanı sıra milli bir kahramandı. O, milletimizin gücünü, 'Türk gibi kuvvetli' sözünü en çok ihtiyacımız olduğu zamanda hem batı hem de doğuda duyurmuştu. Milli Mücadeleden yeni çıkmış Türk Milletine acılarını unutturacak zaferleri hediye etmiş, yeniden milli heyecan ve milli şuurun doğmasına sebep olmuştu. Ardında milyonlarca kişiyi etkilemiş, onlara iz bırakmıştı. Altı aylık iken babası cepheye gidip bir daha geri dönmeyen bu Anadolu çocuğunun muhteşem bir hikayesi olmalıydı. Araştırmalarımı sürdürdükçe öyle olduğunu da gördüm. Ve bu yiğit aynı zamanda Anadolu'nun kendisi gibi imkânsızlıklar içerisinde hayat mücadelesi veren binlerce insanını da temsil ediyor, onlara azim, sabır ve mücadele aşılıyordu. Evet, bu iz sürülmeliydi. Ben de tabiri caizse Yunus'un izini sürdüğü Taptuk Emre gibi imkânlarım ölçüsünde izini sürmeye başladım.


Hayatı hakkında bilgiye ulaştıkça daha çok hayranı olmaya başladım. Ancak bu hayranlık benimle bitmiyordu. Milleti ona hayrandı. Dahası Dünyayı kendine hayran bırakmıştı. Yetiştirdiği talebeleri ondan söz edilince duygulanıyor gözyaşlarını tutamıyorlardı. Ondan söz eden her kelimede bir nem ve elem vardı. Daha ötesini söyleyeyim. Ellerinden şampiyonluklarını aldığı halde yabancı güreşçiler ve spor adamları bile ona hayrandı. İçlerinden onunla güreşmiş olanlar ona yenilmiş olmayı dahi iftihar ederek anlatabiliyorlardı. Yani Yaşar Doğu'ya yenilmiş olmak bile onlar için bir şerefti. Bu onun sıradan bir şampiyon sporcu olmadığını bunu ötesinde bir insan olduğunu göstermeye yetiyor hatta artıyor bile.


Elbette Yaşar Doğu ben dünyaya gelmeden evvel vefat etmişti.  Bizim buralarda hayatı hakkında teferruatlı bilgiye sahip olmasalar da yaptığı güreşler, aldığı derecelerle Yaşar Doğu hep anlatılır durur. Onlar hala kulağımızdadır. Yani onun ismine aşinalığımız yeni değildir. Yine buzum buralarda güreş yapan 7 ila 10 yaşlarındaki bir çocuğa kim gibi olmak istiyorsunuz diye sorsanız size hiç düşünmeden Yaşar Doğu gibi cevabını verir.


Maalesef bizde tarih yapılır ama tarih yazılmaz! Bence bu kitapla başta Kavaklılar olmak üzere biz Samsunluların da memleket şerefini kurtardınız. Çünkü bu toprakların yetiştirdiği en büyük sporcu olan Yaşar Doğu ile ilgili bugüne kadar iki kapak arasına yerleştirilmiş elle tutulur bir kaynak yoktu. Ne dersiniz?


Hemen söylemeliyim ki bu kitapla mevcut şartlar içerisinde yapılabilecek olanı yapmaya çalıştım. Yaşar Doğu bunun çok daha fevkinde kitaplara layıktır. Kitabı yazarken sanki kendisiyle konuşuyormuş gibi, yanı başımda beni izliyormuş gibi hareket etmeye gayret gösterdim. Çünkü ciddi, riyasız, yalansız bir insan o. Milletine maneviyatına düşkün birisi. Onun hayatı yalnız sporculara değil, toplumun bütün kesimlerinin yararlanacağı ve örnek alacağı kesitlerle dolu. Öğretmeninden öğrencisine, bürokratından idarecisine hatta işadamlarına kadar okuyanlardan ciddi anlamda olumlu tepkiler alıyorum. Bu beni sevindiriyor. Hiçbir şey için mükemmel diyemezsiniz. Fakat en iyisini yapmaya çalışırsınız. Mutlaka eksiklikler vardır. Olacaktır da. Ancak bir sonraki basımlarda bu eksikliklerin de giderileceği kanaatindeyim. Kitaptan sonra da farklı bilgiler gelmeye başladı. Bunlar bire bir yaşanmış hadiseler. Sonraki kitapta onlar da yer alacak.


Gelelim sorunuzun Kavak'la yani doğduğu ilçeyle ilgili yanına. Evet, ifade ettiğiniz gibi. Tabelalarda ismi olan, heykelleri yapılan fakat hakkında derin ve çok fazla sağlıklı bilgiye sahip olunamayan ancak sevilen sayılan bir Yaşar Doğu vardı. Hâlbuki Yaşar Doğu idealist bir insandı. Onu ezbere bildiğimiz şampiyonluk derecelerinden maada bu millete, bu topluma spor camiasına ne vermek istediğiyle anlamaya çalışmalıdır. Yoksa onu eksik hatta hiç anlamamış oluruz. Üstelik böyle durumda haksızlık da yapmış sayılırız. Yaşar Doğu'ya sadece Milli Şampiyon ve Milli Sporcu gözüyle bakmak eksiklik olur. O bütün bunların yanı sıra milli bir kahramandı ve Milli Kahramandır da.  Yaşadığı dönemde Türk Milleti hatta Avrupalılar onu bu ikisiyle birlikte yan yana telaffuz ediyor öyle görüyordu. 


Evet, ciddi bir kaynak yoktu diyebiliriz. Hatta kulaktan kulağa geçen sağlıksız bilgiler, menkıbeler bu büyük şampiyonun şahsına da zarar veriyordu. Bu durumda en az zararla durumu kurtarırız diye tahmin ediyorum. Özellikle memleketinde bu kitabın herkes tarafından okunması sağlanmalıdır. Zira Kavaklıyım deyince, demek Yaşar Doğu'nun memleketindensin diyerek ona dair bilgiler sorulmakta ve karşılık beklenmektir. Bilemeyenler için bu durum üzücüdür. Hadi bugüne kadar mazeret vardı, hiç olmazsa bundan sonra mazeret gösterilemeyecek. Anladığım budur.


Yaşar Doğu'nun Türk güreşindeki yeri nedir?


Yaşar Doğu'nun 1939'da Oslo'da yapılan ve ilk defa katıldığı Avrupa Grekoromen Güreş Şampiyonasında aldığı hayatının ilk ve son ikinciliği bile Türk Güreş tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülmektedir. O günün şartlarında sporcuların Ankara'dan Oslo'ya nasıl gittiklerini düşünebiliyor musunuz? Günlerce süren kara, deniz ve tren yolculuğu? Bu sadece birisi...Yaşar Doğu Türk Güreşinin güneşidir. Türk Güreşinin güneşi onunla birlikte doğmaya başlamıştır. Türk Güreşinin içinde en büyük olanı Yaşar Doğudur. Fakat o hiçbir zaman en büyük benim dememiştir. Talebeleri, 'Yaşar Doğu öldü Türk güreşi öldü' diyerek onun güreşimizdeki yerini ifade etmektedirler. O Türk Güreşinin ekolüdür. Sembolüdür. Her sporcunun hayatında örnek alması gereken yegane isimdir. Onu örnek alıp, onun spor ve hayat disiplinine uyan bir sporcunun başarısız olması düşünülemez.


Harp zamanı doğmuş, zor şartlarda büyümüş, özel eğitim almamış, beslenmemiş bir pehlivandan söz ediyoruz. Buna rağmen dünyanın en büyük sporcularından birisi oluyor. Sizce bunun sırları neydi?


Onca imkânsızlıklara rağmen bu başarının sırrı önce inanmış olmaktan başlıyor. Bundan sonra azim, sabır, irade ve mücadele geliyor. Tabi Yaşar Doğu'nun askere gidinceye kadar yaşadığı dönemi iyi anlamak gerek. Bu dönem onun ruh ve kuvvette maya tuttuğu dönemdir. Onu sürekli Karakucak güreşlerinde görüyoruz. Anadolu çocuğu bu. Babası seferberliğe gitmiş bir daha dönmemiş.  İmkânsızlıklar diz boyu. Yoksul fakat mağrur. Gururlu fakat kibirsiz. Maneviyatına düşkün fakat ham dindar değil. Bütün doğruları doğrulukları beyninde toplamasını bilmiş.


Samsun, Yaşar Doğu'ya yeterince sahip çıktı mı? Çıkıyor mu?


Yaşar Doğu Samsunun hemşerisidir. Ancak Türk Milletinin iftiharıdır. Bu millet Yaşar Doğu'ya gerekli sevgi saygı göstererek sahip çıkmaya çalışmıştır. İsmi okullara üniversitelere cadde ve sokaklara verilip yaşatılmak istenmiştir. Aslında Türk Milleti Yaşar Doğu'ya sahip çıkmak suretiyle kendisine sahip çıkmıştır. Zira Yaşar Doğu bu milletin kendisidir. Yaşar Doğuyla birlikte sırtı yere gelmeyen esasen Türk Milletinin kendisidir. Zira o bu milletin şerefi için güreşmiştir. Fakat Yaşar Doğu'ya sahip çıkmak onun bu millete ne vermek istediğiyle ilgilidir. Onun felsefesine idealine gayesine sahip çıkılmalıdır.


Kitapta çok sık tekrarladığınız bir Yaşar Doğu sözü var. 'Her insan gibi doğdun ve öleceksin. Bu arada çalışıp vatanına, milletine bir şeyler vereceksin. Bu ise yaptığın güreşte şampiyon olmak ve milli marşını söyletmektir.' Bunu biraz açar mısınız?


Yaşar Doğu her insanın memleketine karşı bir borcunun olduğunu düşünür. Bu borcunu ne iş yapıyorsa onunla ödemelidir. Onun için kuru kuruya sevmek bir şey ifade etmez. Eğer bu kişi sporcu ise sporculuğun gereği olarak çokça çalışıp şampiyon olmasıdır. Milli Marşımızı söyletmek bilhassa beynelmilel güreşlerde bir zaferin tescillenmesi, milli gururun dünyaya haykırılması anlamına gelmektedir. Düşünebiliyor musunuz onlarca ülkenin katılıp on binlerce insanın gözü önünde kazandığınız bir şampiyonluk sonrası kürsüye çıkıyor, dünyanın gözü önünde yine o kadar insanın pür dikkat hazır vaziyette bulunduğu yerde Milli Marşımızı söyletiyorsunuz. Yani buna siz sebep oluyorsunuz. Ve bu ülkenizden binlerce kilometre ötelerde gerçekleşiyor. Bu duyguyu anlamak lazım. Bu para ile mal mülk ile ölçülecek bir gurur bir duygu değildir. Yaşar Doğu sahip olduğu milli şuurun gereği öğrencilerine bunu anlatmaya çalışmaktadır. Bu onun ne kadar vatan- millet bayrak sevgisi içerisinde olduğunun bir göstergesidir.


Yaşar Doğu'nun genç yaşta ve beklenmedik vefatı Türk güreşinde neleri etkiledi? Minder güreşine çok geç yaşta başlıyor. Üstüne bir de araya II. Dünya Savaşı yılları giriyor ve pek çok uluslararası organizasyon gerçekleşmiyor. Biraz talihsiz bir insan değil mi Yaşar Doğu?


Onun erken yaşta vefatıyla bir defa Türk Güreşi duraklama dönemine girdi. Onun sağlığında yurtdışına, yani başka ülkeler adına sporcu göçü yaşanmamıştı. Vefatıyla birlikte zor günler yaşamaya başlayan güreşçilerimiz kendilerine yapılan tekliflere olumlu bakmışlar ve başka ülkelere gitmek zorunda kalmışlardır. Birde 1952 Helsinki Olimpiyatlarına katılamayışları var ki bu incelenmesi gereken ayrı bir konudur. Kitapta bu konuya geniş yer vermeye çalıştım. Burası mutlaka okunmalı hem de kafa yorularak okunmalıdır. Türk aslanlarını minderde durduramayanların içeride ve dışarıda kurdukları kirli bir tezgâhtır bu süreç. Avrupalı güreş otoritelerinin; 'Artık onları minderde durdurmak imkânsız' dedikleri bir zamanda Yaşar Doğu ve arkadaşlarını minderlerden resmen uzaklaştıran bu oyunlar iyi bilinmelidir.


1936 Berlin Olimpiyatlarından sonra ikinci dünya harbi nedeniyle 1948'e kadar yani 12 yıl Olimpiyat oyunları gerçekleşemedi. Yaşar Doğu ömründe ancak bir Dünya ve bir Olimpiyat Şampiyonasına yetişebildi. 1952 Olimpiyatlarına yetişmiş ancak burada da resmen güreş hayatına son verilmiş olması nedeniyle Olimpiyatları güreşeceği yerde seyretmek zorunda kalmıştı. Eğer birkaç defa olmuş olsaydı hepsine de katılabilir çok daha fazla şampiyonluklar elde edebilirdi.


Kaba softa birisi olmadığı kesin olmalı. 'İşte tam da bu nedenle Batılıların Rocky misali uyduruk kahramanlar ürettiği bir dünyada bizim her şeyiyle gerçek kahramanlarımız var. Evet, sırtının yere gelmemesi de dâhil pek çok konuda Yaşar Doğu adeta bir mitoloji kahramanı gibidir. Mesela aynı anda hem serbestte hem de grekoromende şampiyon olmaktadır.' demiştim bir yazıda. Sahi nasıl bir güreşçiydi o?


Dini bütün dediğimiz insanlardan birisiydi. Maneviyatına düşkündü. Fakat kaba softa dediğimiz hamlardan değildi. Türk Musikisi dinlerdi. Sanat camiasından çok sayıda dostları vardı. Konsere, tiyatroya giderdi. Arkadaşları onun 'Ada sahillerinde bekliyorum' isimli şarkıyı sevdiğini söylerler. Yardım yapmayı seven, bayramlarda evinin balkonuna Türk Bayrağı asmayı ihmal etmeyen kimsesizi, yetimi, yoksulu gözeten bir insandır o. Asker, siyasetçi, gazeteci? Her camiadan üst seviyede dostları ve dostlukları vardır. Çevresine öyle bir güven aşılamıştır ki bırakın orada kendisinin olmasını adı söylensin yeterdi.  Gösterişi reklamı asla sevmeyen yapanları da hoş görmeyen birisidir. Yeri gelmişken söylemeden geçmemeliyim yüzde yüz yeneceğinden emin olduğu halde rakiplerini dahi küçük görmeyen bir karaktere sahiptir. Bunu talebelerine de aşılamış asla rakipleri hakkında arkalarından konuşmalarına müsaade etmemiştir. Hatta minderde kısa sürede yenebilecekleri halde rakiplerini küçük görüp onlarla oynamaya çalışan talebelerine ihtar vermiş hatta tokat bile atmıştır. O vefat edince güreşçiler kimsesiz, çaresiz ve yetim kaldıklarını ifade etmişlerdir.


Evet, Batılılar örümcekten kahraman çıkartıyor. Filmlerde dizilerde kahramanlar üretmeye bunları pazarlamaya çalışıyorlar. Biz de bu oyunlara gelerek gerçek kahramanlarımızdan uzaklaştık. Yaşar Doğu gibi muhteşem isimleri, isimlerinin dışında unuttuk. İsimlerini bazı yerlere vererek avunduk. Güreş hayatı boyunca idmanlarda yani öğretilerinde bile olsa hatta şaka bile olsa sırtı yere gelmemiştir. Onun hayat mücadelesi başarıları zaferleri filmlere alınarak günümüze aktarılmalı ondan ders almanın yolları araştırılmalıdır. Bunu milli bir görev olarak telakki ediyorum. Sorunuz için tekrar teşekkür ederim. Hem grekoromen hem de serbestte aynı anda şampiyon olan bir başka güreşçimiz yoktur. Bu da Yaşar Doğu'ya nasip olmuştur. O güreşçilerin güreşçisi, hocaların hocasıdır.

 

O dönemin sanırım güreş en popüler spordu. Kendisini muayene eden Fransız doktorla ilgili bir hatıra var kitapta. Paylaşır mısınız bizimle?


Güreş evet, o yılların en gözde sporuydu. Ve güreşçiler en çok takip edilen sevilen sayılan bilenen sporculardı. Hele şampiyon olanlar dilden dile kulaktan kulağa anlatılır dururdu. Evlerin kahvehanelerin en güzel köşelerini onların gazetelerden kesilen fotoğrafları süslerdi.


Yaşar Doğu'yu 1947 yılında bir gezi için gittiği Irak'ta muayene eden Fransız tıp hocalarından Dr. Aleksandr, muayene sonunda; 'Böyle bir vücut çatısına sahip olan bir kimse dediğim gibi 60-65 kiloya kadar güreşebilir. Şayet anlattığınız gibi 73-79 ve 87 kiloya kadar güreşiyor ve şampiyonluk elde ediyorsa olağanüstü bir kabiliyet ve kuvvete sahip demektir' diyerek açıklama yapmıştı.  Yaşar Doğu'da olağanüstü bir kuvvet vardı. Bu çocukluğundan beri gelen bir kuvvetti. O bedeni ile ruhunu aynı anda güreşe adapte etmesini biliyordu. Yani enerjisini topluyor önce işi beyninde bitiriyordu. Türk Milli Güreş Takımında daha güreşlere çıkmadan yeneceğine inanılan tek kişi oydu. Yani garantiye güreşiyordu.


Bir de dinlenmek için kendini rakibin altına attığı olurmuş Sonra dinlenir ve kalkıp çarparmış. Doğal bir gücü olmalı Yaşar Pehlivanın. Sizce de bir Yaşar Doğu romanı hatta Yaşar Doğu filmi olmalı mı?


Yaşar Doğu özellikle gençliğinde yani askere gitmeden evvel yaptığı karakucak güreşlerde bu taktiği uygularmış. Güreşin yapılacağı köy ile kendi köyü arasındaki mesafe çoğu zaman 5-7 saat olurmuş. Binek hayvanı olmadığı için buralara yaya olarak gitmek zorunda kalır tabi bu kadar uzun süren yaya yolcuğundan sonrada yorulurmuş. Güreş alanına girince de çoktan güreşler başlamış olurmuş. O da eşleştiği pehlivanla güreşe tutuşur sonra alta düşer on-on beş dakika bir süre öyle kalır bu arada dinlenirmiş. Güreşe tutuştuğu rakibi de onu yenmek için uğraşır ve yorulurmuş. Daha sonrada Yaşar Doğu bir hamle yapar ayağa kalkar karşılıklı boğuşmaya başlarlar ve rakibini tuttuğu gibi sırtüstü yere atarmış. Bu bir gerçektir. Zira bu hususiyeti Yaşar Doğu kendisi tebessüm ederek anlatmaktadır.


Elbette Yaşar Doğu'nun romanı da filmi de olmalıdır. Bu film mutlaka çekilmelidir. Ancak her ikisi de o üstün meziyetleri taşıyan insanın asaletine yakışır şekildeolmalıdır.


Kaynak: Haber Exen Dergisi Şubat 2016

Kategorinin Diğer Haberleri
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.